Kübra İslamoğlu Bayer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 15. Maddesi Çerçevesinde Şikayet Üzerine Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun Altmış Günlük İçerisinde Kesin Cevap Vermemesinin Sonuçları Üzerine Bir Değerlendirme

Av. Kübra İslamoğlu Bayer
Doğuş İnşaat ve Ticaret A.Ş.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (“Kanun”) 14. Maddesinde[1] “Kurula Şikayet” hususu düzenlenmiştir. Buna göre, veri ilgilisinin veri sorumlusuna yaptığı başvuru üzerine “Başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya süresinde başvuruya cevap verilmemesi hâllerinde; ilgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her hâlde başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde Kurula şikâyette bulunabilir”. İkinci fıkrada veri sorumlusuna başvuru yolu tüketilmeden şikayet yoluna başvurulamayacağı ifade edilmiştir. Buradan hareketle veri sorumlusuna başvurunun zorunlu olduğu ifade edilmektedir. Buna karşılık başvurusu reddedilen yahut verilen cevabı yetersiz bulan başvurucu, bir sonraki aşama olarak Kurul’a şikayet etmesi zorunlu olmayıp başvurucu dilerse talebinin türüne göre adli ya da idari yargı yoluna başvurabilir.

Kanun’un m. 15/1[2]’de Kurul’un inceleme yapabilmesi için iki yol öngörülmektedir:

          1. Kurula şikayet,
          2. Kurul’un resen harekete geçmesi

Maddenin ikinci fıkrasında Kurul’a şikayet yoluna başvuru dilekçesinde 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunun 6ncı maddesi[3] gereğince dilekçelerin incelenebilmesi için şu şartların bulunması gerekmektedir:

          1. Dilekçe sahibinin adı-soyadı ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması,
          2. Belli bir konuyu ihtiva etmesi,
          3. Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olmaması,

Kurula yapılacak şikayet üzerine Kurul inceleme konusu ile ilgili olarak bilgi ve belge talebinde bulunabilir. Bu halde -devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç- veri sorumlusu, Kurulun, inceleme konusuyla ilgili istemiş olduğu bilgi ve belgeleri on beş gün içinde göndermek ve gerektiğinde yerinde inceleme yapılmasına imkân sağlamak zorundadır.

Dördüncü fıkrada şikayet üzerine Kurul’un talebi inceleyerek ilgililere cevap vereceği, altmış gün içerisinde cevap vermez ise talebin reddedilmiş sayılacağı ifade edilmektedir. Kurul’un Kanun’da öngörülen altmış günlük süre içinde verdiği cevaba karşı yahut altmış gün içerisinde cevap vermemiş olması nedeniyle talebi reddetmiş sayılmasına ilişkin zımni ret kararına karşı İYUK m 7 hükmü gereğince altmış gün içerisinde İdari Yargıda dava açılmasının mümkün olduğu, konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Bunun gibi Kurul dava açma süresi geçtikten sonra cevap verir ise bu cevaba karşı da tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açılabileceği de tartışmasızdır[4].

Uygulamada Kurul’un, kendilerine yapılan şikayet üzerine altmış gün içerisinde cevap verdiği ancak bu cevabın kesin bir cevap olmayıp “incelemenin devam ettiği” şeklinde olduğu görülmektedir. Buna karşılık Kurul bir buçuk yıla varan sürelerde incelemesini devam ettirmekte ve ihlal kararları vererek aleyhine şikayette bulunulan kişiler için idari para cezasına hükmedebilmektedir. Yukarıda belirtilenlerden hareketle Kurul’un uzun süre sonra verdiği bu kararın tebliğinden itibaren altmış gün içinde karara karşı idari yargı yoluna başvurulması mümkündür.

Bu yazının odak noktasını Kurul’un altmış gün içinde şikayet konusu ile ilgili kesin bir cevap vermemesi ve buna karşılık yaklaşık bir buçuk yıl sonra ihlal kararı vermesinin hukuki sonuçlarına ilişkin görüşler oluşturmaktadır.

İYUK M 10, “İdarenin sükutu” kenar başlığını taşımakta olup, birinci fıkrada İdarenin belirlenen altmış günlük süre içerisinde cevap vermemesi halinde talebi reddetmiş sayılacağı ifade edilmektedir. Bu düzenleme ile Kanun’un 15/4-c.2’nin paralel olduğu görülmektedir.

Kanun’dan farklı olarak İYUK m 10/2[5]’de idarenin belirlenen sürede verdiği cevabın kesin olmaması hali de düzenlenmektedir. Kanun’da bu yönde bir hüküm olmamakla genel kanun niteliğindeki İYUK hükümlerinin uygulanacağı açıktır.

İYUK m 10/2 kesin olmayan cevap verilmesine şu sonucu bağlamıştır:

“Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.”

Maddeden anlaşılacağı üzere idarenin altmış günlük süre içerisinde kesin bir cevap vermemesi halinde başvurucu,

          1. Başvurusuna verilen cevabın kesin olmaması nedeniyle başvurusunun reddedildiğini varsayarak dava açabilir,
          2. Başvurucu kesin cevabı bekleyebilir.

İlk ihtimalde başvurucu kesin olmayan cevabın kendisine tebliğinden itibaren dava açma süresi olan altmış gün içerisinde dava açmak zorunda ise de, kesin cevabı beklemeyi tercih etmesi halinde altmış günlük dava açma süresi işlemeyecektir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyecek olmasıdır.

Danıştay konuyla ilgili bir kararında[6]:

“Esasen, 2577 sayılı Yasada yer alan kurallar idari usulü belirleyen kurallar olmayıp, yargılama usulünün belirlenmesine ilişkin kurallardır. Yargılama usulünde, dava açılmadan önce, idari yoldan işlemin idare bünyesinde ilgili yönünden yeniden değerlendirilmesine olanak sağlayan ve dava açılmasını idarenin bu değerlendirme sonucuna bağlayan ve bunu dava açma süresi ile ilişkilendiren Yasanın 10, 11, 12, 13. maddesindeki gibi kurallar yer almaktadır. Bu kapsamda yapılacak başvurulara cevap verilmemesi hali ise, dava açma süresine yönelik olarak oluşturulmuştur.

(…)

Dava açma süresi içinde idareye yapılan başvurunun, altmış gün içinde yanıtlanmaması durumunun zımni ret sayılması, idarenin keyfi olarak vatandaşın başvurusunu bekletmesine karşı getirilmiş bir güvence olup, idarenin yanıt verme yükümlülüğünü kaldıran bir durum değildir.

Zımni ret sonunda dava açma hakkını kullanmayan birinin, idarenin sonradan vermiş olduğu ret cevabı üzerine dava açma hakkını kullanması Anayasa’nın 74 ve 125. maddelerinin vermiş olduğu hakkın bir gereğidir.

Zımni ret müessesesi, idarenin keyfi olarak cevap vermemek suretiyle dava açma hakkının engellenmesi nedeniyle getirilmiştir. İdari yargıda, idarenin iptal davası ile denetlenmesi esas olup, İdarenin cevap vermemek suretiyle, hak arama özgürlüğünün kullanılmasına engel olması zımni ret müessesesi ile ortadan kaldırılmıştır.

Zımni ret süresi sonundan itibaren başlayan dava açma süresi geçtikten sonra idareden gelen açık cevap üzerine süresi içinde dava açılabilecek olup, Anayasanın 125. maddesinin üçüncü fıkrası gereği bu duruma herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır.”

İhtimal 1: Altı Aylık Bekleme Süresi İçerisinde Dava Açılması

Görüldüğü üzere Kurul tarafından altmış günlük süre içerisinde iletilen ve kesin bir cevap niteliği taşımayan “incelemenin devam ettiği” yönündeki cevaba istinaden başvurucu bu cevabı bir ret kararı olarak varsayıp dava açabilecektir. Bu hususta herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Risk teşkil eden husus, başvurucunun kesin cevabı beklemeye karar vermesinde ortaya çıkmaktadır. Zira bu durumda bir buçuk yıla yaklaşan sürelerde kesin kararını bildirdiği görülen Kurul’un kararı için en fazla altı ay bekleme süresi olan başvurucunun, başvuru tarihinden itibaren altı aylık süre içerisinde dava açması halinde Kurul’un önündeki incelemenin akıbeti tartışmalı hale gelecektir.

Danıştay’ın yukarıda bahsi geçen kararında[7] devamında belirtildiği şekliyle “idare dava açma süresi içinde yapılan başvuruya açıkça ret cevabı verebilir. Bu cevap dava açma süresini başlatır. Bu cevabın altmış günlük dava açma süresi içinde verilmemesi nedeniyle oluşan zımni retten sonra idarenin vermiş olduğu açık ret cevabının dava açma hakkı vermeyeceği şeklinde hükmü yorumlamak, hükmün bir kısmını uygulanamaz hale getirmektedir. Böyle yorumlandığında hükmün “veya” bağlacından önceki kısmının anlamı kalmamaktadır. İdari işleme karşı dava açmadan önce idareye başvuran kişilere, Anayasanın 74.maddesine göre idarenin yanıt vermesi zorunlu olduğundan, idarenin açık yanıtının zımni ret süresi içinde gelmesi gerektiğine dair bir sınırlama madde metninde yer almamaktadır. Madde metni bu yorumda bulunulmayacak kadar açıktır.

Dava açma süresi içinde yapılan başvuruya idarenin altmış içinde cevap vermemesi nedeniyle oluşan zımni retten sonra dava açma hakkı olduğunu bilmeyen, idareye olan güven nedeniyle idarenin cevap vermesini bekleyen kişiye zımni ret süresinden sonra idarece verilen ret cevabı üzerine dava açma hakkı veren 2577 sayılı yasanın 11. maddesi hak arama özgürlüğünün bir gereğidir.

Buna göre, idarenin Anayasadan doğan yükümlülüğünü zamanında yerine getirmeyerek, 2577 sayılı Kanunun 11. maddesinde belirtilen sürenin geçmesinden sonra başvurunun ilgili makama ulaştırılmasından veya başvurunun sonucunun süresinden sonra ilgiliye bildirilmesinden doğan sorumluluğu başvuru sahibine yüklemek mümkün değildir. Başvuruya, yetkili organ tarafından sonradan verilen cevap üzerine, ilgilisinin cevabın tebliğinden itibaren süresi içerisinde dava açabileceği açıktır.

Aksine bir yaklaşım idarenin zımni ret süresi geçtikten sonra ve bu sürenin geçtiğini bile bile kendiliğinden tesis etmiş olduğu bu işlemi, dava konusu edilebilecek nitelikte işlem olma özelliğinden çıkarır ki, bir hukuk devletinde bu yaklaşımın, mülkiyet hakkına ilişkin işlemin sonuçları da dikkate alındığında kabulü uygun görülmemiştir.”

Danıştay’ın başka bir kararında[8] belirtildiği şekliyle “idarenin cevap vermemesi üzerine açılan yasal süresi geçirilmiş bulunan bir davanın görülmesi sırasında idarenin olumsuz cevabını bildirmesi halinde, davanın süreaşımı yönünden reddedilmeyerek uyuşmazlığın esastan incelenmesinin yasakoyucunun 10. Maddede ifadesini bulan amacına daha uygun düşeceğinde herhangi bir duraksamaya yer bulunmamaktadır”.

Bu durumda açıklanan gerekçeler ışığında altı aylık süre içerisinde açılan dava devam ederken Kurul cevap verirse,

          1. Bu cevap ret niteliğinde ise, görülmekte olan davanın esasına girilerek inceleme yapılacaktır,
          2. Bu cevap kabul niteliğinde ise davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekecektir.

İhtimal 2: Altı Aylık Bekleme Süresi İçerisinde Dava Açılmaması

Danıştay’ın bir kararında[9] ifade edildiği şekliyle “İdarenin kendiliğinden veya başvuru üzerine tesis ettiği idari işlemlere karşı süresinde dava açılmaması ve böylece dava hakkının kullanılmayarak düşmüş (sübut) olması halinde ilgilinin zamanla bağlı olmaksızın ikinci bir başvuru yaparak dava hakkını istediği anda kullanmasına, idari istikrar ilkesi ve dava hakkının belirli bir süreyle sınırlandırılmasını gerektiren nedenler karşısında hukuken olanak bulunmamaktadır. Ancak idarenin başvuruyu reddetmesinden sonra ortaya çıkan nesnel ve hukuki koşullara bağlı olarak (yasa değişikliği, ihtiyaç vb.) yeni bir değerlendirme yapması ve başvuru hakkında yeni koşullara göre yeni bir karar verilmesinin gerektiği durumlarda (…) bu genel kuraldan ayrılmak gerektiği ve bu gibi durumlarda ilgililerin yeni başvurularak dayanarak ileriye dönük sonuçlar elde etmek üzere yeni bir dava açabileceklerini kabul etmek gerekir”.

Anlaşıldığı üzere Kurul’a başvuru tarihinden itibaren altmış gün içerisinde Kurul tarafından kesin bir cevap verilmemesi halinde başvuru tarihinden itibaren altı ay içerisinde talebin reddedildiğinden bahisle dava açılması gerekmektedir. Bu altı aylık bekleme süresi dava açılmaksızın geçirilir ise hak düşürücü süre geçmiş olduğundan, Kurul’dan bir karar gelmediği sürece artık salt bu nedenle dava açılması mümkün değildir.

Dava açma süresi geçtikten sonra kesin olmayan cevaba istinaden açılacak dava süre nedeniyle reddedilecektir. Fakat dava açma süresi geçtikten sonra Kurul tarafından yazılı bir cevap iletilirse, dava süresi bu yazılı cevabın tebliğinden itibaren yeniden işlemeye başlayacaktır.

Dava açma süresi geçtikten sonra Kurul’un cevap vermemesi halinde ise salt buna bağlı zarar oluşmuş ise hizmet kusuru nedeniyle tam yargı davası açılması gibi seçeneklerin somut olayın özelliklerine göre ayrıca ele alınması düşünülebilir. Ancak yazı kapsamında olmadığından bu hususta ayrıntılı değerlendirme yapılmamıştır.

Bu makale ilk olarak yazarın şahsi Academia hesabında yayınlanmıştır. 

Dipnotlar

[1] Kanun MADDE 14 – (1) Başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya süresinde başvuruya cevap verilmemesi hâllerinde; ilgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her hâlde başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde Kurula şikâyette bulunabilir. (2) 13 üncü madde uyarınca başvuru yolu tüketilmeden şikâyet yoluna başvurulamaz. (3) Kişilik hakları ihlal edilenlerin, genel hükümlere göre tazminat hakkı saklıdır.

[2] Kanun MADDE 15 – (1) Kurul, şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen, görev alanına giren konularda gerekli incelemeyi yapar. (2) 1/11/1984 tarihli ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunun 6 ncı maddesinde belirtilen şartları taşımayan ihbar veya şikâyetler incelemeye alınmaz. (3) Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç; veri sorumlusu, Kurulun, inceleme konusuyla ilgili istemiş olduğu bilgi ve belgeleri on beş gün içinde göndermek ve gerektiğinde yerinde inceleme yapılmasına imkân sağlamak zorundadır. (4) Şikâyet üzerine Kurul, talebi inceleyerek ilgililere bir cevap verir. Şikâyet tarihinden itibaren altmış gün içinde cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. (5) Şikâyet üzerine veya resen yapılan inceleme sonucunda, ihlalin varlığının anlaşılması hâlinde Kurul, tespit ettiği hukuka aykırılıkların veri sorumlusu tarafından giderilmesine karar vererek ilgililere tebliğ eder. Bu karar, tebliğden itibaren gecikmeksizin ve en geç otuz gün içinde yerine getirilir. (6) Şikâyet üzerine veya resen yapılan inceleme sonucunda, ihlalin yaygın olduğunun tespit edilmesi hâlinde Kurul, bu konuda ilke kararı alır ve bu kararı yayımlar. Kurul, ilke kararı almadan önce ihtiyaç duyması hâlinde, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini de alabilir. (7) Kurul, telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık olması hâlinde, veri işlenmesinin veya verinin yurt dışına aktarılmasının durdurulmasına karar verebilir.

[3] Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun madde 6 – Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerden;

          1. Belli bir konuyu ihtiva etmeyenler,
          2. Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olanlar,
          3. 4 üncü maddede gösterilen şartlardan herhangi birini taşımayanlar, İncelenemezler.

[4] Konuyla ilgili bkz. Danıştay 5. Dairesi’nin 13.11.1997 Tarihli, 1996/1429E, 1997/2574K. sayılı kararı.

[5] İYUK Madde 10 – 1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.

[6] Danıştay 6. Dairesi’nin 02.06.2016 tarihli, 2014/6613E, 2016/3696K. sayılı kararı.

[7] Danıştay 6. Dairesi’nin 02.06.2016 tarihli, 2014/6613E, 2016/3696K

[8] Danıştay 5. Dairesi’nin 1988/2022E, 1990/1863K. Sayılı kararı.

[9] Danıştay 12. Dairesi’nin 06.03.1996 Tarihli, 1995/9244E., 1996/628K. sayılı

Yorum yap