Nisan 2020

Aile Hukuku Bülteni

Aile konutu şerhi konulan taşınmaz üzerinde yapılan işlemlerde malik olmayan eşin de yargı yoluna başvurması Anayasa’da ailenin korunması ile ilgili hükümlerin bir gereğidir! 

Ödenmediği iddia edilen iki çekten dolayı başvurucunun eşi aleyhine icra takibi başlatılmıştır. İcra takibi nedeniyle başvurucunun eşi adına kayıtlı olan taşınmazın tapu sicili üzerine haciz konulmuştur. Başvurucunun aynı taşınmazın siciline aile konutu şerhi konulması talebiyle açtığı dava kabul edilmiştir. Karar temyiz edilmemiş ve kesinleşmiştir. Başvurucu, haciz işlemine karşı şikâyet yoluna başvurmuş ve dilekçesinde eşinin borcu nedeniyle tapu siciline haciz konulan taşınmazın ailesinin ekonomik ve sosyal durumuna uygun mesken vasfında olduğundan haczedilemeyeceğini, aile konutu olan taşınmazın haczedilmesinin ailesine zarar vereceğini ve Anayasa’nın aileyi koruyan hükümlerinin olduğunu belirtmiştir. Mahkeme keşif yapılmasına karar vermiştir. Yapılan keşifte başvurucunun “haline münasip aile konutu” vasfında bir ev olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Mahkeme “aktif dava ehliyetsizliği” nedeniyle şikâyetin reddine karar vermiş olup İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesine dayanarak başvurucu lehine aile konutu şerhi konulmuş olmasının bir önemi olmadığı ve icra takibinde taraf olmayan başvurucuya haczedilmezlik şikâyetinde bulunma imkânı vermediği belirtilmiştir. Karar Yargıtay tarafından da onanmıştır. Sonrasında başvurucu Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmıştır. 

Başvurucu başvurusunda mesken üzerine konulan hacizden ve icra marifetiyle aile konutunun satılmasından aile fertlerinin etkilenmeyeceğini söylemenin mümkün olmadığını ve devletin aileyi koruma yönünde pozitif yükümlülüğü olduğunu belirtip aile fertlerinin de aile konutuyla ilgili işlemlere dava açabilme hakkının mevcut olduğunu vurgulayarak adil yargılanma hakkı ile aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.  

Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı incelemede, 2004 sayılı Kanunun 82.maddesinde öngörülen borçlunun “haline münasip” evinin haczedilemeyeceği kuralıyla borçlunun kullanımında olan evin haczedilmesinin barınma hakkı üzerindeki etkisi ile alacaklının mülkiyet hakkı arasında bir dengeleme yapıldığı sonuç olarak da barınma hakkına üstünlük tanındığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca 4721 sayılı Kanunun 194.maddesinde yer alan aile konutuna ilişkin düzenlemelerin aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerinin bir görünümü olduğunu ifade edilmiştir. Anayasanın 20. ve 41.maddelerin aile konutuyla ilgili olarak devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin mülkiyet hakkından bağımsız olduğu kararda belirtilmiştir. Dolayısıyla aile konutu ile ilgili işlemlerde malik olmayan eşin de işlem yapabileceğinin altı çizilmiştir. Bu hususlar göz önünde tutularak Anayasa Mahkemesi aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği kararına ulaşmıştır. 

Anayasa Mahkemesi Başvuru No: 2016/10454   Karar Tarihi: 12/12/2019 

Şiddete maruz kalan kadının iş yeri değişikliği konusunda aile mahkemesi karar verebilir!

Sınıf öğretmeni olan ve boşandığı eski eşi ile aynı kamu kurumunda çalışan başvurucu, eski eşi tarafından darp edilmiş ve bıçaklanarak yaralanmıştır. Başvurucunun eski eşi hakkında kamu davaları açılmıştır.
Aile Mahkemesince Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca başvurucunun koruma talebinin kabulüne ve tedbir uygulanmasına karar verilmiştir. Başvurucu, çalıştığı yerdeki il milli eğitim müdürlüğüne başvurarak can güvenliğinden endişe etmesi sebebiyle görev yerinin değiştirilmesi talebinde bulunmuştur. Bakanlık, iş yerinin değiştirilmesi talebine ilişkin koruyucu tedbir kararı sunulmadığından talebi reddetmiştir. Başvurucu, Aile Mahkemesine başvurarak iş yerinin değiştirilmesine karar verilmesini talep etmiş, Mahkeme, işyeri değişikliği talebinin idari mahiyette olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Başvurucunun itirazı da kabul edilmemiştir. Anayasa’da güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı devlete pozitif ve negatif ödevler yükler. Söz konusu pozitif yükümlülükler haklara saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar. Somut olayda 6284 sayılı Kanun’da öngörülen koruma tedbirlerinden biri olan iş yeri değişikliği talebinin reddi nedeniyle başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması hakkı bağlamında kamu makamlarının pozitif yükümlülükleri yönünden inceleme yapılmıştır. Söz konusu Kanun’da koruyucu tedbirler kapsamında hâkimin mağdurun iş yerinin değiştirilmesine hükmedebileceği düzenlenmiş, hâkim tarafından verilen iş yerinin değiştirilmesi yönündeki tedbir kararının, kişinin tabi olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre yetkili merci veya kişi tarafından yerine getirileceği belirtilmiştir.

Başvurucunun boşanma sürecinde olduğu eşi tarafından şiddet gördüğünü belirterek başvurması üzerine aile mahkemesi tarafından koruma tedbirlerine hükmedildiği, bu tedbirlerin süresinin çeşitli tarihlerde verilen kararlarla uzatıldığı ve başvurucunun tedbiren işyeri değişikliği talebinde bulunduğu tarihte de söz konusu koruma tedbirlerinin geçerli olduğu açıktır. Zira başvurucunun tedbiren işyerinin değiştirilmesi talebinin reddine hükmeden Aile Mahkemesi kararında başvurucu hakkında verilen koruma kararının devamına hükmedildiği görülmektedir.
Başvurucunun can güvenliğinin tehlikede olduğunu somut temellere dayalı olarak açıklayarak önce çalıştığı kuruma daha sonra da yargı makamlarına iletmiş olmasına karşın, Bakanlık ve Aile Mahkemesinin şiddet mağduru başvurucuyu korumaya yönelik tedbirleri sağlama yönündeki pozitif yükümlülüklerine uygun hareket etmediği görülmüştür. Bu durumda başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması hakkı kapsamında devlete ait pozitif yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirildiğinden söz edilemez.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde koruma altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi Başvuru No: 2016/1461  Karar Tarihi:17/7/2019

Aile konutu bakımından ipoteğe ilişkin iznin açık olması gerektiğine dair

Söz konusu dava, malik olmayan eşin rızası alınmadan aile konutunun davalılardan birine satılması sonucu, davalılardan belirtilen adına olan tapu kaydının iptali ve eski malik olan davalı eş adına tapuya tesciline, son olarak tapuya aile konutu şerhi düşülmesine ilişkindir. Aile konutunun maliki olan eş aile konutundaki yaşantıyı, güçlüğe sokacak şekilde, aile konutunun devredilmesi gibi bir işlemle “tek başına” sınırlayamaz. Eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesi feshedilemez, aile konutu devredilemez. Açık rıza sözlü veya yazılı olarak verilebilir. Olayda taşınmazın davalı eş tarafından satın alınmasından 9 gün sonra banka lehine ipotek verildiği, bu tarihten 3 yıl sonra ise davacı kadının talebiyle tapuya aile konutu şerhi konulduğu, yine bunun 1 yıl ardından ise bankaya ipotek verilmesi için kadının talebi üzerine şerhin kaldırıldığı görülmüştür. İpotek sebebiyle evin satış aşamasına gelmesi sonucu davacı kadının da öğrenmesiyle davalı eş, taşınmaz üzerindeki ipoteği kaldırarak taşınmazın satışını düşürmüştür. Borç, davalı tarafından kapatılarak davalıya taşınmazın satışı yapılmıştır. Olayı gözden geçiren Yargıtay, söz konusu durumda evin satılmasında eşlerin ortak rızası olduğunun anlaşılmasıyla davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülmesi sebebiyle davayı bozmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2017/6283  K. 2018/14260

                                                                           Zehra Aydın – Büşra İlter – Alican Yücebıyık

Bir Cevap Yazın