2019

Aile Hukuku Bülteni – Nisan 2019

Tek başına nişanın bozulması olgusu manevi tazminat istemine sebep mahiyetinde kabul edilemez!

Görülen davada davacı nişan için birçok masraf yaptığını ve davalı tarafın nişanı hiçbir neden yokken bozduğunu söyleyerek 15.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Davalı ise davacı ile görücü usulü tanıştığını ve kendisine bir türlü ısınamadığını belirtmiştir. Bu beyanlar doğrultusunda mahkeme nişan giderlerinin tazminine ve davalı lehine 1.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Hükmün temyizi sonucu Yargıtay, kişilik haklarının korunmasına ilişkin getirilen hükümlerin amacının bu saldırıların bertaraf edilmesi olduğunu belirterek tek başına nişan bozulması olgusunun, manevi tazminata yol açan haksız fiilin eylemi olarak kabul edilemeyeceğini söylemiş ve manevi tazminat yönünden kararı bozmuştur. Kanaatimizce de Medeni Kanunun 23.maddesince kişilik haklarına saldırı sonucu manevi tazminat istenebilecek durumlar sınırlandırıldığı için somut olayda manevi tazminat isteminin reddi isabetlidir.

Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, E. 2016/11421, K. 2018/1662.

Koruyucu aile statüsünün kaldırılması kararının iptali istemiyle açılan davanın sürüncemede bırakılması sonucu aile hayatına saygı hakkının ihlaline ilişkin

Başvurucu ve eşi, 2 çocuğu hakkında Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü tarafından verilen koruyucu aile statüsünün kaldırılması kararına müteakip, haklarında mahkemede verilen beraat kararı sonrasında bu kararın iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. Nisan 2013’te açılan davanın kesin karar tarihi Aralık 2018’dir. Bu sebeple başvurucu aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, davanın 6 yıldan fazla sürmüş olması ve bu süreçte uzun süre hangi mahkemenin görevli olacağının bile belirlenememiş olması sebebiyle Anayasa’nın 20.maddesinin ihlal edildiğine karar vererek başvurucu lehine tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Ülkemizde en kısa davaların bile 1,5-2 yılda bittiğini ve ‘Geciken adalet, adalet değildir!’ prensibini de göz önüne aldığımızda ilgili kararın ülkemizdeki uzun süren davaların kısaltılması doğrultusunda önemli bir kaynak olarak yer kazanmış olduğunu belirtmek gerekir.

Anayasa Mahkemesi (B. No: 2015/7216).

Aldatma sonucu cinsel ilişki video kayıtlarının aldatılana gönderilmesi manevi tazminat hakkı doğurur!

Asliye hukuk mahkemesinde görülen davada davacı, eşinin kendisini aldattığını ve bu ilişkinin kayıtlarını gururunu incitmek maksadıyla izlettirdiğini belirterek uğradığı manevi zararın tazminini talep etmiştir. Davalı ise beyanların gerçek olmadığını söylemiş ve davanın reddini istemiştir. Mahkeme, sadakat yükümlülüğünün eşler arasında olduğunu belirtmiş ve davalının zarardan asli olarak sorumlu tutulamayacağını söyleyerek manevi tazminat istemini reddetmiştir. Temyiz edilen dosyada Yargıtay, mahkemenin sadakat yükümlülüğünün eşler arası niteliği incelemesini doğru bulsa da bu cinsel ilişkinin video kayıtlarının aldatılan eşe izletilmesinin kişilik hakkını zedeleyecek nitelikte olduğunu söylemiş, bu videoların gönderilmesini haksız ve incitici bularak davayı bozmuştur. Aldatılan eş manevi tazminata hak kazanmıştır. Yargıtay kararı, 3.kişinin aldatılan eşe kasten zarar verme maksadı ile hareketinde manevi tazminata hak kazanılabileceğini belirttiği için kanaatimce isabetlidir.

Yargıtay 4.Hukuk Dairesi, E. 2015/15032, K. 2019/35.

Kadının şizofreni hastalığını gizlemesi sonucu evliliğin iptali istemine ilişkin 

Davacı erkek dava dilekçesinde eşinin şizofreni hastası olduğunu, kendisinden bu hastalık saklanılarak evlenmenin gerçekleştiğini ve bu hastalığın alt-soyu için ciddi tehlike oluşturduğunu belirtmiş ve nisbi butlan davası ile evliliğin iptalini istemiştir. Karşı davalı-davacı ise hastalığını neden göstererek evliliğin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayanarak boşanma davası açmıştır. Mahkemece bu iki dava birleştirilmiş ve mutlak butlan sebebi ile evlilik sonlandırılmıştır. Yargıtay, hakimin taleplerden fazlasına veya başka bir karar veremeyeceğini söylemiş (HMK m. 26), karar temyiz edilmemiş olsa da kanuna açık aykırılık sonucunda bu kararın bozulabileceğini belirterek davayı bozmuştur. Mahkeme karara uymuş ve davalardan hangisinin önce değerlendirileceğine de karar vererek nisbi butlan davasının evlenmenin iptali isteminin bekletici sorunu olduğunu belirterek boşanma davası tefrik etmiş, nisbi butlan davasını ise reddetmiştir. Temyiz edilen davada Yargıtay, alınan sağlık raporu sonucu kadının 8 yıldır şizofreni hastası olduğunu ve somut hastalığın altsoy için ağır tehlike oluşturduğunu belirtmiş, hastalığın ağırlığının ispatlanmış olması sonucu aslında nisbi butlan davasının kabulünün gerektiğini söyleyerek kararı bozmuştur.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, E. 2017/5989, K. 2018/12811.

Tedbir nafakası ara kararı ilam olmadığı için ilamlı takip yapılamaz!

Borçlu takibe konu 650 TL’lik tedbir nafakasını her ay düzenli ödediğini söyleyerek itiraz etmiş ve takibin kaldırılmasını takip etmiştir. Mahkeme ödendiğine ilişkin herhangi bir delilin sunulmaması gerekçesiyle itirazı reddetmiş, davalı davayı temyiz etmiştir. Bunun üzerine Yargıtay, İİK m. 32 uyarınca ilam niteliğindeki belgelerin mahkeme huzurunda yapılan sulhler, kabuller ve para borç ikrarına havi resen tanzim edilen noter senetleri ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler olduğunu, mahkeme ara kararlarının bu maddede sayılmadığını belirterek kararı bozmuştur. Kısa kararlara dayalı ilamların icrası yolu ile takip başlatılamaz.

Yargıtay 12.Hukuk Dairesi, E. 2018/5079, K. 2019/810.

Alican Yücebıyık
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Bir Cevap Yazın