2020

Aile Hukuku Bülteni

İşinden kendi isteğiyle ayrılan kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilemez!

Söz konusu davada boşanma kararı verilmiş, kadın lehine yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmiştir. Yargıtayca, erkeğin tam kusurlu olduğu söylenerek karar nafaka ve tazminat taleplerinin kabulü için bozulmuştur. Ancak düzeltme talebi sonucunda erkeğin, dava ve cevap dilekçelerini zamanında sunduğu ve somut olay bakımından tarafların eşit kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında davacı kadının, dava dilekçesinde çalıştığını beyan etmesine rağmen, cevap dilekçesinde işinden ayrıldığını beyan ettiği görülmüştür. Dinlenen tanıklar da kadının, iş akdinin feshedileceğini düşünerek işinden ayrıldığını söylemişlerdir. Bu durumda yoksulluk nafakası kararına yönelik kısmen onama kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi  E. 2018/6836 K. 2019/7645

Eski eşiyle aynı kamu kurumunda çalışıp şiddete maruz kalan kadının, iş yeri değişikliği konusunda aile mahkemesi karar verebilir!

Olayda eşiyle aynı kamu kurumunda çalışan başvurucu, eşi tarafında darp edilerek bıçaklanmıştır. Bunun üzerine başvurucu koruma talep etmiştir. Bunun yanında iş yeri değişikliği talebinde bulunmuş ancak bu talep bakanlıkça idari mahiyette olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvuru, Anayasa’da güvence altına alınan, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelenmiştir. İş yeri değişikliği talebi sırasında koruma kararının da geçerli olduğu, ancak derece mahkemesinin somut olayda yeterli inceleme yapmamıştır. Bu sebeple Aile mahkemesinin pozitif yükümlülük ihlaline sebebiyet verdiğine karar verilmiştir. 

Anayasa Mahkemesi Başvuru No: 2016/14613  Karar Tarihi: 17.07.19

                                                                                                       Alican YÜCEBIYIK

Doğumda eşinin yanında olmamak ve ona destek olmamak boşanma sebebidir!

Yapılan yargılama ve toplanan delillerle, davalı-karşı davacı erkeğin eşini aldatmak suretiyle sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, doğum sebebiyle hastaneye yatırılan eşinin yanında ona destek olmadığı, eşini istemediğini söyleyerek evden kovduğu, davacı-karşı davalı kadının ise eşi için şerefsiz dediği, eşinin ailesini kastederek hepsi yalancı şeklinde sözler sarf ettiği, köylü diyerek eşini aşağıladığı, ailesinin köyden getirdiği yoğurt peynir gibi yiyecekleri pis deyip çöpe attığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı-karşı dava erkeğin, kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle iken tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. Gösterilen sebeplerle boşanmaya neden olan olaylarda davalı-karşı davacı erkek ağır kusurludur. Gerçekleşen kusurlu davranışlar aynı zamanda kadının kişilik haklarına da saldırı teşkil eder niteliktedir. Kadın yararına TMK m. 174/1-2 koşulları oluşmuştur. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet kuralları gözetilerek kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde davacı-karşı davacı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2017/5985  K. 2019/1767

Anlaşmalı boşanma talebiyle açılan davanın çekişmeli boşanmaya dönüşmesi halinde yargılama aşamaları ve usulü

Davacı erkek 06/07/2015 tarihinde anlaşmalı boşanma talebiyle dava açmıştır.
Davalı kadın 27/11/2015 tarihinde verdiği dilekçe ile aylık 500 Türk lirası nafaka talebinde bulunmuş, bilahare yapılan 03/12/2015 tarihli duruşmada davacı erkek davalı kadının yoksulluk nafakası istemini kabul etmediğini beyan etmiştir. Taraflar boşanmanın mali sonuçları hususunda mutabık kalamadıklarına göre dava anlaşmalı boşanma olmaktan çıkmış, kendiliğinden çekişmeli boşanmaya dönüşmüştür (TMK m. 166/1-2). Bu durumda mahkemece, taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyanları ile iddia ve savunmalarının dayanağı olarak ileri sürdükleri her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip, ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanmak suretiyle gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesince usule aykırı olarak dilekçeler aşaması tamamlanmaksızın ön inceleme duruşması yapılarak taraflara delillerini bildirmek üzere kesin süre verilmiştir. Dilekçeler aşaması tamamlanmadan yapılan ön inceleme duruşmasında taraflara delillerini bildirmek üzere verilen kesin süre hukuki değerden yoksundur. Ne var ki davacı erkek tarafından 17/12/2015 tarihinde verilen dilekçe ile evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak boşanma talep edilmiş, mezkur dilekçe ile davacı taraf evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasına esas vakıaların, delillerini ve talep sonucunu bildirmiştir. Davacı erkeğin 17/12/2015 tarihli dava dilekçesi davalı kadına 23.03.2016 tarihli celsede elden tebliğ edilmiş, davalı kadın tarafından 03.03.2016 tarihinde cevap dilekçesi sunulmuştur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 137. maddesinde, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu durumda davalı kadının cevap dilekçesi davacı erkeğe tebliğ edilmeden ve dilekçeler aşaması tamamlanmadan yargılamaya tahkikat aşaması üzerinden devam edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. O halde mahkemece yapılacak iş, davalı kadının cevap dilekçesinin davacı erkeğe usulünce tebliği ile davacı erkeğe cevaba cevap dilekçesi sunma hakkı tanınması, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşması yapılarak tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti (HMK m. 140), taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için usulüne uygun şekilde delil gösterildiği takdirde tahkikat aşamasına geçilerek gösterilen deliller toplanıp, birlikte değerlendirerek bir sonuca ulaşmaktan ibarettir. Açıklanan bu hususlara riayet edilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ihlali niteliğinde olup, bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi  E. 2019/4548 K. 2019/7998

                                                                                                                     Büşra İlter

Çocuğun üstün yararı gereği, anne hiçbir gerekçe göstermeden, sırf velayetin kendisinde olduğunu ileri sürerek çocuğa kendi kızlık soyadının verilmesini isteyemez. Anne tarafından çocuğun soyadının değiştirilmesi davası açıldığında çocuğun üstün yararına bakılır! 

İlk derece mahkemesine gelen olayda davacı anne, boşanmadan sonra velayetin kendisine verildiğini, çocuğun kendisi ile yaşadığını ve maddi manevi tüm ihtiyaçlarını kendisinin karşıladığını, davalı babanın çocukla ilgilenmediğini, görüşme günlerinde de babanın çocukla görüşmediğini belirtmiştir. Bu durumun resmi işlerde zorluk çıkardığını, çocuğun okul hayatını ve psikolojisini kötü etkilediğini belirtmiştir. İlk derece mahkemesi ise soyadının yalnızca velayet hakkı kapsamında yer almadığı, soybağı ile ilişkili olduğu ve çocuğun babasının soyadını taşımasında bir zararının bulunmadığına karar verilmiştir. Davacı anne kararı temyiz etmiştir. Temyiz edilen davada, davalı babanın çocuğa karşı ilgisiz olduğu, çocuğun yaşamını annesiyle geçirdiği belirtilmiş olmakla beraber davalı baba da başka bir evlilik yapmış olduğunu ve bu evlilikten bir çocuğu olması nedeniyle davaya konu olan çocuğuna zaman ayırmadığını, tüm işleriyle annesinin ilgilendiğini ve davacı annesinin soyadını almasını kabul ettiğini bildirmiştir. Tarafların beyanlarından da çocuğun soyadının annesinin soyadı olarak değiştirilmesinin, çocuğun üstün yararına olacağı anlaşılmaktadır. Temyiz edilen davada çocuğun soyadının annesinin soyadı ile değiştirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. 

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi   E. 2019/6722 K. 2019/10404 

Ziynet eşyalarının niteliği gereği kadının ortak konuttan ayrılırken yanında götürmesi hayatın olağan akışına uygun düşer! 

İlk derece mahkemesine gelen davada davacı kadın, dava dilekçesinde davaya konu ziynet eşyalarının, davalı erkek tarafından kuyumcu bir arkadaşının olduğu ve kasasında saklanmak üzere alındığını ancak geri vermediğini iddia etmiş, davalı erkek ise süresinde verdiği dilekçesinde ziynet eşyalarının kadında bulunduğunu savunmuştur. Davacı kadın, ziynet eşyalarının erkek tarafından alındığını ve geri verilmediğini ispat yükü altındadır çünkü ziynet eşyalarının niteliği gereği kadının ortak konuttan ayrılırken yanında götürmesi hayatın olağan akışına uygundur. Temyiz edilen davada ziynet eşyalarının davalı erkeğin kuyumcu arkadaşının kasasında olduğu, kadına iade edilmediği, davalı erkeğin ise fiziksel şiddet uygulayarak davalı kadını babasının evine bıraktığı ispat edilmiştir. Temyiz mercii tarafından verilen kararda davacı kadının dava dosyasında belirttiği ziynet eşyalarının geri verilmesi hükme bağlanmıştır.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi    E. 2019/122 K. 2019/4618 

                                                                                                                   Zehra Aydın

Bir Cevap Yazın