2019

Aile Hukuku Bülteni – Aralık 2019

Soy bağının reddi davası, evlilik birliği içinde doğan çocukların başkasından olduğu anlaşılana kadar, baba tarafından yapılan masraflar biyolojik babadan tazmin edilebilir

Görülen davada davalı eşin davacı ile evlenmeden önce de diğer davalı ile beraberliğinin olduğu, evlendikten sonra da bu beraberliği devam ettiren davalının aldatma şeklinde gerçekleşen eyleminin boşanmaya neden olduğu, bu nedenle manevi tazminat isteminin haklı olduğu gerekçesiyle davalılar yönünden manevi tazminat istemine ilişkin birleşen davanın kısmen kabulüne, maddi tazminat yönünden ise; davacı tarafından çocuklar için yapıldığı iddia edilen masrafların kanıtlanamadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebine ilişkin asıl davanın ve birleşen ek davanın tüm davalılar yönünden reddine karar verilmiştir. Temyiz edilen davada, soy bağının reddi davası ile çocukların davacıdan olmadığı ve biyolojik babalarının davalı olduğu tespit edilinceye kadarki dönemde davacının, velâyet hakkına sahip olan baba sıfatıyla çocukların bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderleri karşılamış olmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, davacının kendinden olduğunu sandığı çocuklar için gelişim süreçleri boyunca yaptığı masrafları çocukların biyolojik babasından isteyebileceği belirtilmiştir. Davalı tarafından yapılması gereken harcamalar, durumdan haberi olmayan davacı tarafından yapıldığından, davacının maddi zararını kanıtlaması ve miktarın tam olarak tespiti mümkün olmamasına karşın, çocukların yaşı, eğitim durumu ve diğer şartların birlikte değerlendirilip, uygun miktarda maddi tazminata hükmedilmesi gerektiği düşünülmüş ve davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkemenin direnme kararının bozulmasına hükmedilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2019/4-85  K. 2019/314

Soybağının reddi davasında “DNA” testinin yapılması gerekir!

Eskişehir 3. Aile Mahkemesinde görüldükten sonra Başsavcılığın temyizi üzerine Yargıtay’a intikal eden davada anne, çocuğu Metin’in babasının davalı Aydın olmadığının tespitini istemiştir. Alt derecede görülen davada ise kararın yalnız taraf ve tanık beyanlarıyla kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davanın anne tarafından açılmış olması Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre çocuğun yasal temsilcisi sıfatıyla açılmış ve çocuk kayyım tarafından temsil edilmiş olduğu için bozma sebebi sayılmamıştır. Ancak kamu düzeniyle yakından etkili bu tür davalardaki re’sen araştırma ilkesi uyarınca tanık ve taraf beyanlarının yanında DNA incelemesi de değerlendirilerek karar verilmesi gerekir. Bu sebep alt derece kararının bozulmasını gerektirmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi  E. 2018/15764 K. 2019/364

Eşin telefonlarına cevap vermeme, evliliğe müdahaleye ses çıkarmama evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi sayılır!

Mahkemece davalı ve annesinin davacı üzerinde baskı kurduğu, yine eşinin ailesinin ziyaretine sıcak davranmayarak ve kendi annesinin evliliğe müdahalesine sessiz kalarak kusurlu olduğu, davacının da davalıyı gezme amaçlı Konya’ya gönderdikten sonra boşanmak isteyip haber vermeden dava açtığı, dava öncesi birleşme çabalarına şiddetle karşı çıktığı ve annesinin az da olsa taraflara müdahalesi bulunduğu, bu şekilde tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun velayetinin anneye tevdiine karar verilmiş, davalı kadının yeterli geliri olması nedeniyle yoksulluk nafakası talebinin, eşit kusur belirlemesi nedeniyle de maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.

Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır…”gerekçesiyle bozulmuştur Yerel mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlıkta dinlenen tanık beyanlarına göre davalı kadının, eşinin ailesi ile görüşmek istemediği, kendi annesinin evliliğe olan müdahalesine ses çıkarmadığı buna karşılık davacı erkeğin de annesinin müdahalesine izin verdiği ve tarafların ayrılmalarına sebep olan son olayda eşini Konya iline rıza ile gönderdikten sonra telefonlara çıkmamak ve aramamak suretiyle boşanma davası açtığı, bu durumda eşlerin eşit kusurlu olduğu ve evlilik birliğinin devamının eşlerden beklenmeyecek ölçüde temelinden sarsıldığı, davacı erkek tarafından açılan boşanma davasının kabul edilmesi gerektiği dosya kapsamı ile sabittir. Bu itibarla, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre tarafların boşanmalarına dair mahkemece verilen direnme kararı yerindedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu  E. 2017/2719 K. 2019/341

Velayet davasında çocuğun ergin olmasıyla davanın konusuz kalacağına ilişkin

İstanbul 12. Aile Mahkemesinde görülen davada konu olan iki çocuğun, babaya verilmeleri yararlarına olacağı görülse de kendi istekleri doğrultusunda annelerine verilmesi kararlaştırılmıştır. Yargıtay’a giden davada çocukların isteklerinin, davacı annenin içinde bulunduğu ortam dikkate alınarak kendi çıkarlarına ters düştüğü görülmüş ve dava bozulmuştur. Bunun üzerine alt derece mahkemesinin direnme kararıyla dava Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna intikal etmiştir. Son Karar mercii YGHK, yaşça büyük olan çocuğun 18 yaşını doldurmuş olmasıyla davanın konusuz kalmış olması sonucu esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına; küçük çocuk için ise BM Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca idrak çağındaki çocuğun kendisini yakından ilgilendiren konularda görüşünün alınması gerektiğini göz önüne alınarak velayetinin annesine verilmesine karar verilmiştir.

 Söz konusu karar, davalarda kendilerini yakından ilgilendiren konularda çocukların görüşlerine verilecek değer kapsamında önemli bir yer kazanmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu  E. 2017/2066 K. 2019/15 

Eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz !

İlk derece mahkemesince görülen davada, davalı eş dava konusu aile konutunun bulunduğu taşınmaz üzerinde diğer davalı banka lehine ipotek tesis etmiş, bu işlem sırasında davacı eşin rızası alınmamıştır. Taraflar arasındaki davada ilk derece mahkemesi tarafından davacı eşin ipoteğin kaldırılması yönündeki isteği reddedilmiştir. Temyiz edilen davada TMK 194/1.maddesine göre, “Eşlerden biri, diğerinin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.”hükmü açıklığa kavuşturulmuştur. Bu madde hükmü ile aile hukuku konutu konulmamış olsa bile eşlerin aile konutu üzerindeki fiil ehliyetinin sınırlandırılmıştır. Aile konutu, şerh konulduğu için aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulmaktadır. Burada şerhin kurucu değil açıklayıcı özelliği ortaya çıkmaktadır. Eşlerin bu işlem özgürlüğünün kısıtlanması aile birliğinin korunması amacıyladır. 194.maddede sınırlandırılan işlemler diğer eşin açık rızası ile yapılabilir. Bu rıza şekle bağlanmamıştır. Yazılı olacağı gibi sözlü de olabilir. Bu davada taşınmazın aile konutu olduğu ve davalı eşin konut üzerinde banka lehine ipotek tesis ederken davacı eşin rızası alınmadığı belirlenmiştir. Temyiz sonucunda ilk derece mahkemesinin aile konutu üzerindeki ipoteğin kaldırılmasına karar vermesi gerektiği kabul edilmiştir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi E. 2019/348  K. 2019/984

                                                                         Alican Yücebıyık – Büşra İlter – Zehra Aydın

Yorum yap