2019

Anayasa Hukuku Bülteni – Mayıs 2019

Dava Sonunda Karşı Tarafa Yüklenecek Avukatlık Ücreti Kuralının İtirazının Reddi

İtiraz konusu kural avukatların hizmet karşılığı yaptığı vekâlet ücretidir. Vekâlet ücreti avukat ile müvekkil arasındaki özel ilişkiye dayanan taraflarca belirlenen mahkeme tarafından hükmedilen vekâlet ücretinden farklı bir ücrettir. İtirazın asıl konusunu oluşturan kural mahkeme kararıyla Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ’ne göre hükmedilen yargılama gideri niteliğindeki vekâlet ücretidir. 

İtirazın gerekçesinde avukatın vereceği emek ve zamanın karşılığı olan vekâlet ücretinin müvekkille yapılan avukatlık sözleşmesiyle karşılandığını belirtilmiştir. Bu sebeple mahkemece müvekkil lehine belirlenen ücretin doğrudan doğruya avukata verilmesinde avukat ile müvekkil arasındaki eşitliğin bozulduğunu, müvekkilin avukata hizmet karşılığı ödediği ücreti dava sonunda haklı çıksa bile alamayacağına binaen kişilerin davalarını avukat aracılığıyla takip etmelerini dolaylı olarak engellediğini belirterek hak arama özgürlüklerinin ihlal edildiği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi yaptığı incelemede öncelikle dava ehliyeti bulunan herkesin davasını bizzat kendisinin açıp takip edebileceğini belirtmiştir.(bkz. 6100 sayılı Kanun madde 71) Dolayısıyla vekil aracılığıyla davayı takip etmenin kişinin kendi inisiyatifinde olduğunun altını çizerek avukatın hukuki yardımını istedikleri takdirde bu yardımın değerinin karşılanması gerektiğini belirtmiştir.

Öte yandan itiraz konusu kuralın avukatlık ücretinin vekil ile müvekkil arasında bir hukuki ilişkiden doğma niteliğini ve kişisel hak olma özelliğini değiştirdiği söylenmez. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi itiraz konusu kuralın emredici hukuk kuralı olmadığını tamamlayıcı bir nitelik taşıdığını belirtmiştir. Sonuç itibariyle itiraz konusu kuralın, avukatlık sözleşmelerinde ücret kararlaştırılırken dava sonunda karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukatlık ücretine dâhil edilip edilmeyeceği tarafların özgür iradeleriyle kararlaştırılabilir (bkz. mutatis mutandis E.2002/126, K.2004/27 sayılı ve E.2004/8, K.2004/28).

Açıklanan nedenlerle Anayasa Mahkemesi itirazın reddine hükmetmiştir.

(1136 Sayılı Kanun’la İlgili, 16.05.2019 Tarihli Resmi Gazete)

(Esas Sayısı:2017/154, Karar Sayısı:2019/18)

Lehe Kanunun Uygulanmasına Aykırılık Teşkil Eden Hükmün İptali

İtiraz konusu kural kanunun yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olan davlara uygulanmayacağını öngören bir hükümdür.  (6750 Sayılı Kanun’un geçici 1. Maddesi)

İtirazın gerekçesinde itiraz konusu kuralın ceza hukuku hükümlerine farklı olduğu, sanık hakkındaki lehe kanunun uygulanmasına engel teşkil ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuştur.

Anayasa Mahkemesi yaptığı incelemede aleyhe ve lehe kanun hükümlerinin uygulanması ayrımına dikkat çekerek İHAM’ın bu konudaki yerleşik içtihatını ortaya koymuştur. Ayrıca hem İHAS’ın 7. maddesine hem de Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin Sözleşme’nin 15. maddesine atıf yaparak bir nevi itiraz konusu kuralı Anayasa’nın 90. maddesinin görünümünde incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi cezayı ağırlaştıran kanunun yürürlük tarihinden önce işlenmiş suçların hukuki belirliliği ve hukuki güvenliği ortadan kaldırdığını bu durumun hukuk devletiyle bağlantılı olan adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmayacağını belirmiştir.

Anayasa Mahkemesi itirazın gerekçesiyle hem fikir olarak kuralın ceza hükümlerinin uygulanması bakımından farklı sonuçlar ortaya çıkacağını belirtip bu durumun suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında olan lehe kanunun uygulanması ilkesine aykırılık oluşturacağı kanısına varmıştır.

Anayasa Mahkemesi itiraz konusu kuralı Anayasa’ya aykırı bularak kuralın iptaline hükmetmiştir.

(6750 Sayılı Kanun’la İlgili, 17.05.2019 Tarihli Resmi Gazete)

(Esas Sayısı:2019/9, Karar Sayısı:2019/27)

Disiplin Soruşturması Açılmadan Disiplin Cezası Hükmeden Kuralın İncelenmesi

İtiraz konusu kural disiplinsizlik teşkil eden bir fiilin veya mesleğe aykırı tutumun disiplin amirleri tarafından olayın araştırılmasına kanaat getirdiği takdirde disiplin soruşturması yapılabileceğini hüküm altına almıştır.

İtirazın gerekçesinde itiraz konusu kuralın disiplinsizlik teşkil eden tüm olayın tüm yönleriyle araştırılmasını engellediği ve cezanın hukuka uygunluğunu denetleyecek olan yargı mercilerinin işini zorlaştırdığı belirtilmiştir. Ayrıca Anayasa’nın 129. maddesindeki “Disiplin kararları yargı denetimi dışından bırakılmaz.” hükmünü etkisiz hale getirdiği ileri sürülmüştür.

Anayasa Mahkemesi itiraz konusu kuralı sistematik ve amaçsal yorum yöntemleriyle değerlendirdiğinde disiplin amiri olayın araştırılması gerektiğine kanaat getirirse disiplin soruşturması açacak; gerek görmediği takdirde herhangi bir işlem yapmayacağını belirterek bu doğrultuda itiraz konusu kuralın disiplin amirine disiplin soruşturması açmadan disiplin cezası verme yetkisi tanımadığı kanısına varmıştır. Anayasa Mahkemesi yaptığı bu yorumu Danıştay içtihatıyla güçlendirmiştir. 

Danıştay’ın konuya ilişkin içtihatı da disiplin suçu teşkil eden fiillerle ilgili olarak ceza verilmeden önce soruşturma yapılmasının zorunlu olduğudur. Ayrıca soruşturmanın sağlıklı yürütülebilmesi için gerekli temel şartları da ortaya koymuştur. Bu şartlar soruşturmada olayla ilgili tanıkların ifadelerinin alınması, tüm delilerin araştırılması, isnat olunan fiilin bildirilerek savunmanın alınmasıdır.(İDDK, E.2014/2295, K.2017/768, 23.02.2017) Anayasa Mahkemesi bu şartları değerlendirildiğinde itiraz konusu kuralın kişilerin savunma hakkını engellediği düşüncesine katılmamıştır. 

Anayasa Mahkemesi eğer bir disiplin soruşturması kapsamında yapılan araştırma ve incelemenin yeterliliği ve hukuka uygunluğu tartışıldığı zaman yargı yerlerince karara bağlanacağı belirtilerek disiplin cezalarının yargı denetimi dışında bırakılmasına sebebiyet verecek nitelikte olmadığı kanısına varmıştır. 

Açıklanan nedenlerle Anayasa Mahkemesi itirazın reddine hükmetmiştir.

(7068 Sayılı Kanun’la İlgili, 17.05.2019 Tarihli Resmi Gazete)

(Esas Sayısı:2019/8, Karar Sayısı:2019/26)

Sümeyye Kırılmaz
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Bir Televizyon Programında Yapılan Açıklama Üzerine Hapis Cezasına Hükmedilmesinin İfade Özgürlüğünü İhlal Etmesi

Hendek olaylarının yaşandığı döneme tekabül eden 08/01/2016 tarihinde Beyaz Show isimli canlı televizyon programına telefonla bağlanarak dile getirdiği ifadeler nedeniyle başvurucu Ayşe Çelik hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçundan kamu davası açılmış ve Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/04/2017 tarihli kararıyla 1 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. 

İlk derece mahkemesine göre başvurucu, işgal eylemlerini sona erdirmek amacıyla devletin güvenlik güçlerinin yasaların verdiği yetki ve sorumluluk kapsamında gerçekleştirdiği operasyonları, sivil vatandaşlara karşı sebepsiz öldürme eylemi olarak lanse ederek kamuoyunda algı oluşturmaya çalışmaktadır. Başvurucunun ifadeleri, PKK/KCK terör örgütünün şiddet içeren yöntemlerinin meşru gösterecek ve örgüte sempati duyulmasını sağlayacak niteliktedir.

Başvurucu, mahkûmiyet kararına karşı istinaf yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 27/09/2017 tarihinde, ilk derece mahkemesiyle aynı gerekçeyle istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermesi üzerine başvurucu 27/10/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Hapis cezasının infazına 20/04/2018 tarihinde başlanmış, ceza on dört gün infaz edildikten sonra başvurucunun infazın ertelenmesi talebi kabul edilerek 17/04/2019 tarihine kadar cezanın infazına ara verilmiştir.

Başvurucu; ilk derece mahkemesinin mahkûmiyete konu olan sözlerin söylenme saiki üzerinden çıkarımlarda bulunduğunu ve niyet okuması yaptığını, kendisinin amacının bölgede yaşanan mağduriyetlere dikkat çekmek olduğunu ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi başvurucunun haksız ve gerekçesiz bir kararla terör örgütü propagandası yapmak suçundan mahkûmiyetine hükmedildiği iddiasının ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi esas yönünden yaptığı incelemede; ifade özgürlüğüne müdahale edildiğini, bu müdahalenin kanuni ve meşru amaca yönelik olduğunu tespit etmiş ve ardından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk bakımından değerlendirmelerde bulunmuştur.

Mahkemeye göre, terör ile bağlantılı olsa dahi içinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler barındırmayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan, terör örgütünün ideolojisi, hedefleri, siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin görüşleri ile paralellik taşıyan ifadeler terörizmin propagandası olarak kabul edilemez. Toplumsal ve siyasal ortama ve ülke yönetim biçiminin eleştirisine yönelik düşüncelerin açıklanması ve başkalarına aşılanması ifade özgürlüğünün koruması altındadır. 

Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi’nin açıklayıcı raporuna göre Sözleşme’nin temel özgürlüklerinin sınırlandırılması bakımından 10. maddenin uygulamasına ilişkin içtihatlara ve terörizme övgü ve teşvike ilişkin ulusal hükümlerin uygulanması hususunda devletlerin deneyimlerine hususi bir dikkat göstermek gerekmektedir.

Başvurucunun düşüncelerini açıkladığı bağlam ve olayların arka planı ele alındığında Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesi ile aynı kanaatte değildir. Bahsi geçen konuşmasında başvurucu, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda yaşanan ölümler konusunda toplumda bir farkındalık oluşturmayı amaçlamış; programa katılan sanatçıların yaşananlara sessiz kalmamasını istemiştir.

Açıklanan bazı görüş ve ifadeler kamu gücünü kullanan organlar nazarında incitici ve kabul edilemez görülse dahi hukukun üstünlüğüne dayanılarak oluşturulan demokratik bir toplumda, kurulu düzene karşı çıkan veya başta kamu gücünü kullanan organların eylemlerini eleştiren fikirler serbestçe açıklanmalıdır. Başvurucu, esas itibarıyla her ne sebeple olursa olsun çatışmaların durdurulması için kamuoyu oluşturulması çağrısında bulunmaktadır. Bu ve buna benzer konuşmalarda dikkate alınacak esas unsur konuşmaların kin ve düşmanlık barındırıp barındırmadığıdır. Devletin terör örgütü ile giriştiği meşru mücadelede yaşanan sosyal veya bireysel sorunlara ilişkin açıklamalar tek başına bu kapsamda düşünülemez. 

Anayasa Mahkemesi başvurucunun sözlerinin PKK terörünün övülmesi, terörizme destek gösterisi, şiddet kullanımına veya silahlı direnişe ya da başkaldırıya doğrudan veya dolaylı olarak teşvik olarak nitelendirilemeyeceği kanaatindedir. Başvurucunun olayların sıcaklığı içinde, canlı bir televizyon programında spontane bir şekilde yaptığı başvuru konusu açıklamalarına daha fazla tahammül gösterilmesi gerekmektedir. Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine, Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine ve başvurucuya net 5.500 TL manevi tazminat ödenmesine oybirliğiyle karar vermiştir. 

Ayşe Çelik Başvurusu (No: 2017/36722)

R.G. Tarih ve Sayı: 10/5/2019-30770

Sakıncalı Bulunan Süreli Yayınların Mahkumlara Teslim Edilmemesinin İfade Özgürlüğünü İhlal Etmesi

Yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan Recep Bekik ve diğer başvurucuların satın aldıkları süreleri yayınlar -haklarında toplatma ya da elkoyma kararı bulunmamaktadır- infaz kurumu eğitim kurullarının aldığı kararlar gereğince başvuruculara teslim edilmemiştir. Söz konusu kararlarda, teslim edilmeyen süreli yayınların terör örgütü propagandası teşkil eden içerikler barındırdığı belirtilmiştir. İnfaz hakimlikleri kararlara ilişkin şikayetleri reddetmiş, ret kararlarına karşı yapılan itirazlar ise ağır ceza mahkemelerince kabul edilmemiştir.

Başvurucular, satın aldıkları süreli yayınların keyfi ve gerekçesiz olarak kendilerine teslim edilmemesi nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumu idarelerinin ve derece mahkemelerinin somut olaya ilişkin kararlarında ilgili yayınların sakıncalı kısımlarının belirtilmediğini ve soyut ifadelerle yetinildiğini, bu kısımların belirtildiği bazı kararlarda ise Anaya Mahkemesinin konuya ilişkin önceki kararlarıyla belirlemiş olduğu içtihadında belirtilen kriterleri karşılamayan değerlendirmeler yapıldığını saptamıştır. Ayrıca kararların tamamında söz konusu yayınların sakıncalı kısımların çıkarılarak başvuruculara teslim edilip edilemeyeceği tartışmasının da yapılmadığı tespit edilmiştir. Kararlara bütün olarak bakıldığında, yayınların teslim edilmemesinde başvurucuların şahsi durumlarının değil terör mahkûmu olmaları ve yüksek güvenlikli infaz kurumlarında tutulmaları gibi kategorik nedenlerin etkili olduğu anlaşılmıştır. Öbür yandan, aynı yayınların ülke çapındaki bütün ceza infaz kurumlarında aynı statüde bulunan mahkumlara teslimine ilişkin değerlendirmelerin oldukça değişken olduğu, bu durumu engelleyecek ve istikrarlı idari uygulamaları temin edecek bir mekanizmanın mevcut olmadığına kanaat getirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne değin aynı konuda çok sayıda ihlal kararı verilmiş olmasına karşın bu minvaldeki müdahaleler ve bunlara karşı yapılan bireysel başvurular sürmektedir. Süreli yayınların ceza infaz kurumlarına kabul edilmesine dair mevcut sistemde uygulamadan kaynaklı bir yapısal sorunun mevcut olduğu görülmektedir. Bu hususa ilişkin etkin bir düzen sağlanmadığı takdirde söz konusu yapısal sorunun devam edeceği ve bunun Anayasanın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğünün devamlı ihlali anlamına geleceği görülmektedir. 

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve başvuruculara ayrı ayrı net 500 TL manevi tazminat ödenmesine, tazminata ilişkin diğer taleplerin ise reddine Serdar ÖZGÜLDÜR, Rıdvan GÜLEÇ ve Yıldız SEFERİNOĞLU’nun karşıoyları ve oyçokluğuyla karar vermiştir.

Recep Bekik ve Diğerleri Başvuru (No: 2016/12936)

R.G. Tarih ve Sayı: 21/5/2019-30780

Hukuki Olmayan İdari Gözetim Altında Tutma Kararının Kişi Hürriyeti Ve Güvenliği Hakkını İhlal Etmesi

Başvurucu Abdulkadir Yapuquan, Uygur Türkü ve Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşıdır. İfadesine göre Çin’de dokuz yıl süresince hapiste işkence görmüş, 1996 yılında Çin’den kaçmış ve 2001 yılında Türkiye’ye gelmiştir. Yine ifadesine göre, Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı politikaları ifşa etmeye çalışması nedeniyle vatandaşı olduğu ülkede terörist ilan edilmiş ve iadesi için baskı oluşturulmuştur. 2007 yılında kendisine BM Mülteciler Yüksek Komiserliğince mülteci kabul belgesi verilmiştir. 

Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesiyle başvurucunun Çin’e iadesi istemiyle kamu davası açılmış ancak Ağır Ceza Mahkemesi iade talebinin reddine karar vermiştir. Temyiz edilen söz konusu hüküm, Yargıtay kararıyla bozulmuştur. Bozma kararı akabinde görevsizlik kararı verilerek Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen dava derdesttir. Başvurucu tahliyesinin ardından Geri Gönderme Merkezine (“GGM”) götürülmüş, il valiliği 19/10/2016 tarihinde başvurucu hakkında sınır dışı ve idari gözetim kararı almıştır. Her iki karara ilişkin yapılan itirazlar reddedilmiştir. Başvurucunun tedbir talebinin ardından Anayasa Mahkemesi 2016 yılında başvurucunun Çin ve Kazakistan’a iade edilmemesine karar vermiştir. Türkiye tarafından üçüncü bir ülkeye gönderileceği iddiasında bulunan başvurucu, GGM’de tutulmasının hukuki olmadığını ve bir yabancının on iki aydan fazla idari gözetim altında tutulmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Anayasa Mahkemesine göre, bir yabancının sınır dışı edilmesi veya geri verilmesi sürecinde yakalanması yahut tutulması mümkün olmakla birlikte, söz konusu işlemler gerekli özen gözetilerek yürütülmezse kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmanın meşruiyetinden bahsetmek olanaksızdır. Somut olayda, idari gözetim altına alma kararında kamu güvenliği gibi yasal nedenler gerekçelendirilmeksizin tekrarlanarak başvurucu hürriyetinden mahrum bırakılmıştır. Ayrıca suçluların iadesi sürecinin idari gözetim altına alma kararına doğrudan yahut dolaylı bir etkisi bulunmamaktadır. Kanunilik ilkesine aykırı bir başka neden ise idari gözetim kararının aylık zaruret değerlendirmesine tabi tutulması zorunluluğuna rağmen değerlendirmenin sürenin dolmasından dokuz gün sonra gerçekleştirilmiş olmasıdır.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün sunmuş olduğu, başvurucunun idari gözetim kararının kaldırıldığı on ikinci aydan sonra kendi iradesiyle GGM’de kaldığına ilişkin belgelere karşın, başvurucunun AİHM ve Anayasa Mahkemesine başvurarak serbest kalmak istemesi rızayla tutulma iradesinin ortadan kalktığı manasına gelmektedir. Öte yandan, devletin pozitif yükümlülüklerinden birini de bireyin özgürlüğünden kendi iradesiyle vazgeçmesinin engellenmesi oluşturur. Bu sebeplerle kişinin özgürlüğünden mahrum kalmasına ilişkin rızasına hukuken değer atfedilmesi mümkün değildir.

Açıklanan gerekçelerle Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine Serdar ÖZGÜLDÜR’ün karşıoyu ve oyçokluğuyla, kararın bir örneğinin başvurucunun serbest bırakılarak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne gönderilmesine, başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. 

Abdulkadir Yapuquan Başvurusu (No: 2016/35009)

R.G. Tarih ve Sayı: 17/5/2019-30777

Taha Yasin Yazgan
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Bir Cevap Yazın