Aralık 2020

Anayasa Hukuku E-Bülten

Güvenlik Güçlerinin Orantısız Güç Kullanımı Sonucu Oluşan Manevi Zararın İdarece Karşılanmaması Nedeniyle Kötü Muamele Yasağı ile Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edilmesi

Başvurucu 29/3/2006 tarihinde Diyarbakır’da caddede yürümekte olduğu esnada kolluk görevlilerinin olay yerindeki kalabalığa doğru hedef göstererek kullandıkları gaz fişeklerinden birinin yüzüne isabet etmesi sonucu ağır yaralandığını olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı şikayet sonucunda ilgili kolluk görevlileri hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini ve zararların tazmini için tam yargı davasının reddedildiğini belirterek İHAS madde 3 ve Anayasa madde 17’nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Olayda sorumluluğu bulunan kolluk görevlileri hakkında dava açılmayarak eylemlerin cezasız bırakıldığını, zararların tazmini için başlatılan yargısal sürecin dokuz yıl sürdüğünü ve bu sürede verilen yargı kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

İHAM, kötü muamele yasağının ihlali yönünden yapılan başvuru sonucunda kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği tespitinde bulunarak tazminata hükmetmiştir. Söz konusu miktarın başvurucuya ödenmesinin ardından başvurucunun açtığı manevi tazminat davasının İdare Mahkemesi tarafından, İHAM’ın vardığı sonucun aksine yaralanmada devletin sorumlu olmadığı sonucuna varması açıkça çelişki doğurmakla beraber İHAM’ın ihlal tespitini anlamsız hale getirdiğine değinen AYM, İHAM tarafından başvurucu lehine hükmedilen tazminatın başvurucunun maddi yönden oluşan mağduriyetinin tam olarak giderildiği sonucuna ulaşılamayacağına, başvurucunun yaralanması nedeniyle ne kadar zarara uğradığının değerlendirmesinin İdare Mahkemesinin görevleri arasında olduğuna, İHAM’ın hükmettiği tazminatın uğranılan zararın tazmini için yeterli olup olmadığının tespitinin yapılması gerekirken İdare Mahkemesinin, başvurucunun mağdur statüsünün kalktığı yönünde ulaştığı sonucun kabul edilemez olduğuna değinmiştir. Sonuç olarak AYM, kötü muamele yasağı ile bağlantılı olarak Anayasa madde 40 ile güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine oy çokluğu ile karar vermiştir.

(Abdullah Yaşa Başvurusu, 2015/12486)

 Fatma Atile / Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

 

Kararda Kullanılan İfade Nedeniyle Başvurucunun Masumiyet Karinesinin İhlal Edilmesi

Başvurucu ceza davasındaki suçlamaların esas alınarak disiplin cezası verilmesine ve buna ilişkin açtığı davanın reddinden yakınmış, bu durumun masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Mahkeme adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu ilan etmesini veya bu tarz çıkarımlarda bulunmasını masum sayılma hakkına bir müdahale olduğunu belirtmiştir. Ayrıca bu iki durumun farklı sonuçlar doğurabileceğini belirtirken kişinin suçlu olduğu yönünde kanaat oluşmasına yol açacak nitelikte karar oluşturulmasının masumiyet karinesi ihlaline yol açtığının altını çizmiştir.

Olayda hakkında HAGB kararı verilmiş başvurucu için İdare Mahkemesi’nin “….suçlu bulunarak hüküm giymiş.” ifadesini kullanmasının başvurucuya cezai bir sorumluluk yüklendiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Ek olarak Mahkeme, ihlalin tespiti için gerekçenin bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

(Ahmet Erdemir Başvurusu, 2016/10891)

Kötü Muamele Yasağına İlişkin Yargılamanın Makul Sürede Yapılmaması

Başvuru zorunlu askerlik hizmeti sırasındayken darp edilmesi üzerine intihar eden askerin soruşturmasının etkili olmaması üzerinedir.

Öncelikle başvurucu yaşam hakkı ihlali iddiasıyla 07/05/2011 tarihinde İHAM’a başvurmuştur. İHAM, olayda başvurucuların oğlunun intihar etmesine ilişkin soruşturmanın kamu makamlarınca özenli ve yeterli bir şekilde yürütüldüğünü belirtmiştir. Başvurucunun oğlunun komutanları tarafından darp edilmesinin ertesi günü intihar etmesinin öngörülemez olduğunu bu sebeple devletin koruma yükümlülüğü kapsamına girmediğinden yaşam hakkına ilişkin iddiaları reddetmiştir. Kötü muamele yasağına ilişkin iddiaları ise iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez bulmuştur. Kötü muamele yasağına ilişkin iddiaları AYM’ye taşıyan başvurucuların temel şikâyeti sanıkların cezasız kalması ve yargılamanın uzun sürmesidir. AYM darp ve intihar olaylarını ayırarak sadece darp olayı üzerine inceleme yapmıştır.

Somut olayda gerçekleştirilen darbın planlı olmadığını, anlık bir öfkeyle olduğunu ve askerlerin sabıkalarının olmaması sebebiyle cezanın alt sınırdan verilmesini ve HAGB uygulanmasını “cezasızlık” ilkesi çerçevesinde değerlendiren AYM bu durumu orantılı bulmuştur. Bunun yanında, 2009 yılında gerçekleşen olayın faillerinin ceza alabilmesinin 2016 yılında mümkün olması ele alınmıştır. Yargılamanın yapılmasında gecikmeyi haklı gösterecek bir unsur olmadığı için makul olmayan bir gecikme söz konusu olması sebebiyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

(Hatun Horuz ve Zemci Horuz Başvurusu, 2017/17723)

Bir Suç İsnadına Bağlı Tutma Kapsamındaki Korumanın Mahkûmiyet Hükmüne Uygulanmaması

Eski Yüksek Mahkeme üyesi olan başvurucu hakkında verilen İHAM kararında başvurucunun konumu esas alınarak sadece ağır suçüstü halinde tutuklanabileceği bu sebeple kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu bu karara istinaden İHAM kararı çerçevesinde tahliyesini talep etmiş, ret üzerine bireysel başvuruda bulunmuştur.

İlk olarak AYM, İHAM kararını incelemiştir. Yargıçlık teminatı hususunda İHAM kararından ayrı bir görüşe sahip olan AYM, Turan Yıldırım Başvurusundaki argümanlarını yinelemiştir. AYM esasen silahlı terör örgütü üyeliği suçundan tutuklanan Yüksek Mahkeme üyeleri yönünden ağır cezalık suçüstü halinin kabul edilmesi gerektiğini belirtmiş ve bu konuda Türk Mahkemelerinin daha yetkili olduğunu söylemiştir. AYM bu başvuru özelinde içtihadından ayrılmayı haklı kılacak bir nedene rastlamadığını belirtmiştir. (mutatis mutandis: A. B. Başvurusu, 2016/22702)

Ek olarak İHAM’ın kararının bir suç isnadına bağlı olarak tutmanın hukukiliğine ilişkin tespitler içerdiğini belirtirken AYM işbu başvurunun mahkûmiyet kararından sonra yapıldığını belirtmiştir. Hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamının mahkûmiyete bağlı tutma olarak kabulü için mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesi de gerekmez. AYM mahkûmiyete bağlı tutma ile bir suç isnadına bağlı tutmanın farklı olgular olduğunu; başvurucunun şu an bir suç isnadına bağlı tutmanın sağladığı güvencelerden yararlanamayacağını tespit etmiştir. AYM başvurucunun mahkûmiyet hükmüyle ilgili bir şikâyeti olmadığına da dikkat çekerek yapılan başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.

(Alparslan Altan Başvurusu, 2019/25385)

Ayni İlde Birden Fazla Baro Kurulması Kuralının Anayasa’ya Aykırı Olmadığı

Dava konusu kural, beş binden fazla avukat bulunan illerde asgari iki bin avukatla baro kurulmasına ilişindir. Mahkeme öncelikle kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ayni ilde birden fazla olmasının önünde anayasal bir engel olmadığını hatırlatır. İptal talebinin gerekçelerini kamu yararı amacıyla sınırlı olarak değerlendirmiştir. Kuralın esas amacının barolara kayıtlı avukat sayısının fazla olması sebebiyle baro hizmetlerinin daha sağlıklı islemesi olduğunu belirtmiştir. Bu yönüyle kamu yararı amacının dışına çıkılmadığı tespitini yapmıştır. Ayrıca birden fazla baro kurulmasının ideolojik ve siyasi temelli ayrışmalara neden olabileceği iddiasını yerindelik denetimi kapsamında olduğunu belirtip değerlendirmemiştir.

Avukatlık Kanunu’nun net olduğunu ve bu Kanun’da belirtilen hak ve yükümlülüklerin dışına çıkılamayacağını belirterek ilgili kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir.

(E. 2020/60, K.2020/54, 01/10/2020)

Sümeyye Kırılmaz / Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

 

 

 

Bir Cevap Yazın