Mart 2021

Anayasa Hukuku E-Bülten

Adli Yardım Talebinin Kabul Edilmemesinin Mahkemeye Erişim Hakkını İhlal Etmesi

Başvurucular zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescili davası açmıştır ve dava dilekçelerinde adli yardım talep etmişlerdir. Dava dilekçesi ekinde fakirlik belgesi, kira sözleşmesi ve SGK kayıtlarını sunmuşturlar. Ayrıca Başvurucular avukatlarına peşin ücret ödemediğini; davanın kazanılması halinde tesciline hükmolunan taşınmaz değeri üzerinden ödeme yapılacağını ilk derece mahkemesine bildirdiklerini belirtmiştir. İlk derece mahkemesi başvurucuların ücretli avukattan yararlandıklarını yargı harcını karşılayabilecek durumda olduklarını belirterek adli yardım talebini reddetmiştir.

AYM, kararda harçların gereksiz başvuru sayısını azaltılmasını amaçladığını ifade etmiştir. Ancak AYM mali imkânları elverişli olmayan kişilere harçlarını dava başında ödeme yükümlülüğü yüklenmesinin, bu kişilerin mahkemeye erişimlerini imkânsız hâle getirebileceğini belirtmiştir. Bu durumda AYM, başvurucuların bir avukatla temsil edilmiş olmalarını adli yardım talebinin reddi için yeterli görmemiştir. İlk derece mahkemesinin kararının, fakirlik durumunu kanıtlayan başvurucuların adli yardımdan yararlanmalarını engellediğini belirtmiş ve mahkemeye erişim hakkına en müdahale eden aracın seçilmediği kanısına varmıştır. Dolayısıyla Anayasa m.36 kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

(Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim Başvurusu, B. No: 2017/21882)

Hükümlünün Göndermek İstediği Faksın Bir Kısmının Sakıncalı Bulunması Sebebiyle Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edilmesi

Başvurucu ceza infaz kurumunda hükümlü olarak tutulmaktadır. Başvurucuyla birlikte 15 hükümlü/tutuklu Türk Tabipleri Birliğine tek sayfadan oluşan faks göndermek istemişlerdir. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu ise fakstaki sakıncalı görülen kısımları okunmayacak şekilde çizerek alıcısına gönderilmesine karar verilmiştir. Fakstaki “revire çıkma ve hastaneye sevk işlemlerinde gecikme olduğunu” ifade eden kısımlar çizilmiş ve gönderilmesi engellenmiştir. Disiplin Kurulu bahsolunan iddianın TBB’ye ulaştırılmasının ne gibi sakınca doğuracağını açıklanmayıp genel ve soyut ifadelerle açıklama yapılmıştır.

AYM haberleşme hürriyetinin sınırlandırılmasının sadece kamu düzeninin korunması, suçun önlenmesi ile ceza infaz kurumunda disiplinin ve güvenliğin sağlanmasına yönelik gerekçelerle kabul edilebilir olduğunu belirtmiştir. Somut olayda haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmadığından demokratik toplumda gerekli olmadığı kanısına varmıştır. Bu sebeplerle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

(Eyyup Gül Başvurusu, B. No: 2018/10186)

Kolluğun Göstericiye Müdahalede Bulunmasının İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağını İhlal Etmesi

Başvurucu Gezi Parkı civarındaki protesto gösterisine katılmış ve aynı gün kolluk görevlilerince kullanılan göz yaşartıcı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu yaralanmıştır. Bu durum hastane tarafından adli raporla da belirlenmiştir. AYM bu hususu insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının hem maddi hem usulî yönünden incelemiştir.

AYM öncelikle kolluk görevlilerinin, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde ortaya çıkan panik ve karmaşada bile kontrollü hareket etmesi ve müdahaleyi gerektiren kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesi için tedbir alması gerektiğini belirtilmiştir.

Ayrıca göz yaşartıcı gaz fişeğinin bir atım aleti vasıtasıyla ateşlendiğinin ve bu silahın uygun olmayan bir tarzda kullanılması durumunda ciddi yaralanmalara hatta ölümlere sebebiyet verebileceğinin tespitini yapmıştır. Hem kolluk tarafından düzenlenen tutanakta hem de olay anındaki kamera görüntüsünden, başvurucunun baş bölgesinden yaralanmasına neden olan güç kullanımının orantılılığına bir açıklama getirilmemiştir.

Son olarak Mahkeme müdahalenin düzeyi, süresi, şekli ve eylemi dikkate alındığına işkence veya eziyet boyutuna varmadığını, müdahalenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olduğunu ifade etmiştir. Açıklanan sebeplerle Anayasa m.17/3 maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Başvurucunun gösteride yaralanması üzerine hastaneye giderek tedavi olduğu ve aynı tarihte adli muayene raporu aldığı görülmektedir. Dolayısıyla kamu otoritelerinin olaydan haberdar olduğu ve bu kapsamda derhal soruşturma açılması gerektiği açıktır. Ancak Başvurucu olaydan yaklaşık 6 ay sonra Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunana kadar herhangi bir resmi soruşturma açılmadığı görülmektedir. Soruşturma açıldığında ise Savcılığın şüpheli listesini daraltmak için etkili adımlar atmadığı, soruşturma dosyasından önce başka soruşturma dosyalarıyla birleştirilmesi ve sonra tekrar ayrılması soruşturmanın etkili ve süratle yürütülmediğine işaret etmektedir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararında ise eylemde bazı göstericilerin kolluğa direndiğini ve müdahalenin gerekli ve kullanılan gücün de orantılı olduğunu belirtmiştir. AYM başvurucuya karşı kullanılan gücün neden orantılı olduğuna dair bir kişiselleştirme yapılmadığını belirterek Anayasa m.17/3’ün usulî yönden ihlal edildiğine karar vermiştir.

(Alp Altınörs Başvurusu, B. No: 2018/2790)

Süre Hususunun Kanun’a Aykırı Bir Şekilde Yorumlanması Sonucu Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali

Atama işleminin iptaline dair hükmün kesinleşmesini sağlayan düzeltme isteminin reddine dair 9/3/2016 tarihli karar başvurucuya 21/6/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 22/06/2016 tarihinde idari başvuru yapmış ret üzerine de 5/8/2016 tarihinde tam yargı davası açmıştır. İstinaf mahkemesi başvurucunun itirazını ret hükmünün gerekçesini değiştirerek kesin olarak reddetmiştir. Ret gerekçesinde ise İYUK m.12 uyarınca iptal kararı üzerine 60 gün içinde idari başvuru yapılmadığı için süre aşımı sebebiyle reddetmiştir. Mahkeme tebliğ tarihini değil kararın yazıldığı tarihi esas almıştır.

AYM ise dava açma süresinin başlangıcına ilişkin açık bir kanun hükmü bulunduğunu ve bu başlangıcın yazılı bildirim -tebliğ- olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda istinaf mahkemesinin açık kanun hükmünü olağan anlamı dışında, öngörülmez bir şekilde yorumlanmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir.

(Kadir Savcı Başvurusu, B. No: 2018/21119)

Sümeyye Kırılmaz – Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

 

Kanuna Aykırı Değerlendirilen Yürüyüşe Katılan Kişilere Verilen Ceza Nedeniyle Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkının İhlal Edilmesi

Başvurucular Tekirdağ ve İstanbul’da çeşitli liselerde öğretmen olarak görev yapmakta; aynı zamanda Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) üyesidirler. Sendika tarafından “Laik Eğitim ve Emeğe Saygı Yürüyüşü” adlı bir yürüyüş düzenlemek üzere yetkili mercilere bildirim yapılmıştır. Yapılan bildirim sonucunda yürüyüşün düzenlenmek istendiği güzergâhın, yasal toplantı ve yürüyüş yer ve güzergâhında olmadığı sendikaya tebliğ edilmiştir. Tebliğe rağmen sürdürülen yürüyüş polis müdahalesi ile sonuçlanmış olup içerisinde başvurucuların da bulunduğu 90 kişi gözaltına alınmıştır. İlk derece mahkeme yürüyüşün tebliğe rağmen sürdürülmesinin kanuna aykırı olduğu ve trafiği aksatması nedeniyle de yapılan müdahalenin meşru olduğuna karar verilmiştir. AYM tarafından yapılan değerlendirmede, müdahalenin kanunilik kriterini sağladığı açıklanmıştır. Fakat Mahkeme, gerek idari mercilerin gerekse yargı mercilerinin, müdahalenin Anayasa madde 34/f.2’de geçen meşru amaçlardan herhangi birini sağladığını yeterince açıklamadığını belirtmiştir. Mahkeme, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk yönünden yaptığı incelemede müdahalenin zorunlu toplumsal bir ihtiyacı karşılamadığına; ulaşılmak istenen amaç ile yapılan müdahale arasında bir orantılılığın söz konusu olmadığına değinerek verilen cezaların Anayasa madde 34’te güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir.

(Yasin Agin ve Diğerleri Başvurusu, B. No: 2017/32534)

Temyiz Talebinin Temyiz Sınırının Altında Kalması Nedeniyle Reddedilmesinin Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Etmesi

Başvuru konusu olayda başvurucunun murisi S. Ö. açtığı tapu iptali ve tescili davasında; adına kayıtlı taşınmazı ileri yaşının getirdiği durumdan yararlanarak değerinin çok altında G.S.T.’ye satmıştır. Fakat bahsedilen sebeplerden ötürü 6098 sayılı Kanun’un 28. maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma hükümleri gereğince yapılan satış işleminin geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. İlk derece mahkeme aşırı yararlanmada sübjektif unsur ispat edilmediği için davayı reddetmiştir.

Başvurucu dava konusu taşınmazın değerinin 28.000 TL değil 100.000 TL olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin davanın bu niteliği sebebiyle temyiz yolu açık olmak üzere karar verdiğini fakat temyiz talebinin temyiz sınırını altında kaldığı gerekçesiyle reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini öne sürmüştür. Anayasa m. 36 “Hak Arama Özgürlüğü” başlığı altında mahkemeye erişim hakkına da yer verilmiştir. Mahkeme, Anayasa madde 13’te belirtilen koşullar gerçekleşmediği müddetçe Anayasa m.36’nın ihlaline gidilebileceğini vurgulamıştır. Buradaki kıstaslar müdahalenin kanuniliği, demokratik toplum düzeninde gereklilik ve ölçülülüktür.

Müdahalenin kanuna dayalı olması iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir bulunmasını gerektirmektedir. Olayda Bölge Adliye Mahkemesi kararında dava konusu gayrimenkulün gerçek değerinin temyiz sınırı olan 40.000 TL’nin üzerinde olduğunun açık olduğuna değinen AYM, temyiz başvurusunun reddedilmesinin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Açıklanan gerekçelerden ötürü Anayasa madde 36’da güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine oy birliği ile karar verilmiştir.

(Bülent Özer Başvurusu, B. No: 2018/36896)

Fatma Atile – Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Bir Cevap Yazın