Makaleler

Anayasa Mahkemesi Karar İncelemesi “Çalışılan İşten Ayrıldıktan Sonra Emekli Olunabileceği” Şeklindeki Düzenlemenin İptali Üzerine Bir Değerlendirme

Av. Muhammed Emre Avşar
Türkiye Finans Katılım Bankası

Melis Metin
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

KARAR İNCELEMESİ

T.C. ANAYASA MAHKEMESİ

E.2019/104, K.2021/3, 14.1.2021 T., RG.3.3.2021.

I.OLAY :

Sigorta başlangıç tarihinin ve yaşlılık aylığına hak kazanıldığının tespitine karar verilmesi talebiyle açılmış olan bir hukuk davasında, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 62. maddesinin 1 sayılı fıkrasında yer alan “çalıştığı işten ayrıldıktan sonra” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 48., 49., 60. maddelerine aykırı olduğu savını ciddi bulan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, itiraz konusu kuralın yürürlüğünün durdurulması ve iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

II.HUKUKİ SORUN:

1) Yasa Olayını Anlama:

İtiraza konu olan 506 sayılı Kanun’un 62/1. madde hükmünde[1]; sigortalı olarak çalıştığı işten ayrıldıktan sonra yazılı istekte bulunan ve yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıya, bu isteğinden sonraki aybaşından başlanarak yaşlılık aylığı bağlanacağı öngörülmüştür.

2) Anayasal İlkeleri Ortaya Koyma:

Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen uyuşmazlığı, Anayasa’nın 60. maddesinde düzenlenen “Sosyal güvenlik hakkı” ile Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” hükmü yönünden incelediği görülmektedir.

Mahkeme’nin inceleme konusunu oluşturan sosyal güvenlik hakkı; 1982 Anayasası’nın 60. maddesinde düzenlenmiştir. Madde 60, 1961 Anayasası’nın 48. Maddesi gibi sosyal güvenlik hakkının süjesi olarak “herkesi” kabul ederken, devlete de sosyal güvenlik hakkı kapsamında bazı görevler yüklemiştir.

Sosyal güvenlik denildiğinde ilk olarak akla bireylerin karşılaşabileceği sosyal riskler gelmektedir. Yaşlılık, hastalık, malullük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklerin bireyler üzerinde etkilerini giderme çabası sosyal güvenlik ve sosyal güvenlik politikalarının gayesini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda devletin Anayasa madde 60’tan kaynaklanan görevi de sosyal güvenlik hakkını sağlayacak tedbirleri almak ve aldığı tedbirleri etkin şekilde uygulayacak gerekli teşkilatı kurmaktır.

Mahkeme’nin diğer bir inceleme konusu olan hak ve özgürlükleri sınırlama sorunu ise Anayasa madde 13’te düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca, temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak Kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlama yapılırken hakkın özüne dokunmama ve ölçülülük başlığı altında sınırlamanın en son nereye varabileceğinin yanı sıra sınırlama amacına ne ölçüde sınırlama ile ulaşılabileceği kriterleri belirlenmeli; amaç ve araç arasında makul ilişki gözetilmeli; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık kriterlerinin sağlandığından emin olunmalıdır.

3) Çatışma İddiasını Belirleme:

506 sayılı Kanun ve Anayasa bütünüyle incelendiğinde, 506 sayılı Kanun’un 62. maddesinde yer alan “…çalıştığı işten ayrıldıktan sonra…” sigortalının yaşlılık aylığı talebinde bulunabileceği düzenlemesi, Anayasal bir hak olan ve 60. maddede düzenlenen sosyal güvenlik hakkı ile ve yine Anayasa madde 13’te düzenlenen hak ve özgürlüklerin sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olarak sınırlanabileceği düzenlemesi ile çatışmaktadır.

III. HUKUKİ DEĞERLENDİRME (KARARIN İÇERİĞİ, GEREKÇE VE MAHKEMENİN YORUMUNU BELİRLEME):

Anayasa Mahkemesi önüne gelen uyuşmazlıkta, öncelikle 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kuralın, ilgisi nedeniyle Anayasa madde 13 yönünden de inceleneceği tespitini yapmıştır.

Sonrasında itiraz konusu hükümden hareketle Anayasa madde 60 uyarınca sosyal güvenliğin herkes için bir hak, devlet için bir görev olduğu sonucuna varmıştır. İtiraz konusu 506 sayılı Kanun’un 62. maddesi uyarınca hizmet akdine bağlı çalışanın yaşlılık aylığına hak kazanabilmesi için yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresinin yanı sıra yazılı olarak tahsis talebinde bulunmadan önce kural olarak çalıştığı işten ayrılması gerekmesinin bir sınırlama teşkil ettiği açıklanmıştır. Bu çerçevede hakkı sınırlandırmanın sınırlama sebeplerine uygun ve ölçülü olması gerektiği de açıktır.

Sosyal güvenlik hakkı için Anayasa madde 60’ta bir sınırlama nedeni bulunmamakla birlikte hakkın özünden kaynaklanan sınırlamaların yapılabileceği bunlardan birinin de devlete yüklenen ödevlerden kaynaklı sınırlama şeklinde olduğu Mahkemece belirtilmiştir. Devletin sosyal güvenlik hakkının sağlama ve gerekli teşkilatı kurma görevini yerine getirmesi için düzenli işleyiş gerekli ve şarttır. Mahkeme’ye göre bu nedenlerden ötürü işten ayrılma koşulu, devletin sosyal güvenlik hakkını sağlarken düzenin sağlanması amacına dayanmaktadır bu da hakkın özünden kaynaklanan bir sınırlama teşkil etmektedir ve meşru amaç taşır.

Bunların yanı sıra Anayasa madde 13 içinde incelenmesi gereken bir diğer kriter olan ölçülülük ilkesinin sağlandığı; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık başlıkları altında, gerekçeleriyle birlikte açıklanması gerektiği vurgulanmıştır.  Mahkemece; sigortalının çalıştığı işten ayrılmadan prim ödemesinin sosyal güvenlik sisteminin işleyişi üzerinde olumsuz etki oluşturacağı söylenemeyeceğinden elverişli bir sınırlama olmadığı; sigortalının tahsis talebinde bulunmadan önce çalıştığı işten ayrılmasını gerektirmeyecek daha hafif nitelikte tedbirlerle de sosyal güvenlik sisteminin işleyişi sağlanabileceğinden sınırlama amacına ulaşma bakımından gerekli bir sınırlama olmadığı; SGK’nın yaşlılık aylığı tahsis taleplerine en geç 3 ay içinde yazılı olarak cevap verileceği 5510 sayılı Kanun madde 42 hükmü[2] göz önünde bulundurulduğunda, sigortalıyı aylarca hiçbir gelir elde etmemeye maruz bırakmanın her ne kadar aylık bağlandığında geçmişe yönelik bu ödemeler yapılıyor olsa da orantılı olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sebeplerle anılan kuralın Anayasa’nın 13 ve 60. maddelerine aykırı olduğunu değerlendirerek, ilgili hükümde yer alan “…çalıştığı işten ayrıldıktan sonra…” ibaresinin oybirliğiyle iptaline karar verilmiştir.

İtiraz konusu kuralın uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğün durdurulması talebinde de bulunulan başvurucunun bu talebi ise mahkemece koşulları oluşmadığı değerlendirilerek yine oybirliği ile reddedilmiştir.

IV) HUKUKİ SONUCA KARŞI OY DEĞERLENDİRMESİ:

Muhalif hâkim yorumu bulunmamaktadır, karar oybirliğiyle verilmiştir.

V) HUKUKİ SONUCA KİŞİSEL YORUM (BİLGİ SENTEZİ):

Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması için Anayasa madde 13’te sayılan kriterlerin yerine getirilmiş olması şarttır. 13’üncü madde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sistemini belirleyen bir çerçeve madde niteliğindedir. 13’üncü maddede öngörülen şartlar, bütün diğer maddelerde düzenlenen temel hak ve hürriyetlere uygulanabilir niteliktedir.[3] İlgili maddede, temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak Kanunla sınırlama yapılabileceği, bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı anlaşılmaktadır.

Sınırlama; bir temel hak ve özgürlüğün kişiye sağladığı olanağın, Anayasa’da öngörülen ya da belirlenen alan içinde Kanun koyucu tarafından daraltılmasıdır. Bu daraltma yapılırken, daraltmanın amacı ile kullanılan araç arasında makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir. Diğer bir deyişle yapılan sınırlamayla sağladığı yarar arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması, ölçülülük ilkesinin sağlanması gerekmektedir.

Ölçülülük ilkesinin sağlanması ise, elverişlilik yani yasal önlemin sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olup olmadığının saptanması; zorunluluk yani sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşma ve demokratik toplum düzeni bakımından zorunlu olup olmadığının saptanması; ayrıca oranlılık yani amaç ve aracın ölçüsüz bir oranı kapsayıp kapsamadığının saptanması gerekmektedir. Sonuç olarak AYM’nin kararında da belirtildiği üzere Anayasa’da öngörülen sınırlama amacına uygun ve ölçülü olan, zorunlu ve makul sınırlamalar Anayasa’ya aykırılık teşkil etmeyecektir.[4]

Somut olayda; yürürlüğünün durdurulması ve iptali istenen 506 sayılı Kanun’un mülga 62. maddesinde, bireylerin sigortalının yaşlılık aylığı alabilmesinin şartları düzenlenmiştir. Buna göre kişi öncelikle ilgili Kanunlarda öngörülen şekilde yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresini sağlamış olmalı, ikinci olarak çalıştığı işten ayrılıp sonrasında yazılı istekte bulunmalıdır. Sonrasında ise 5510 sayılı Kanun’un 42. maddesinde belirtildiği üzere, SGK’nın yaşlılık aylığı tahsis talebine en geç 3 ay içinde yazılı olarak cevap vermesi beklenecektir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki sosyal güvenlik, Anayasal bir haktır. Bu hak Anayasa madde 60’ta açıkça belirtilmiştir. Sosyal güvenlik hakkına herkes sahiptir ve devlet de bu hakkı yerine getirmek amacıyla gereken teşkilatı kurmakla yine aynı madde uyarınca görevlendirilmiştir.

İncelememize konu AYM Kararında da belirtildiği üzere Anayasa’nın 60. maddesinde bu temel hakkın sınırlandırılmasına dair bir sebep öngörülmemiştir. Devletin, sosyal güvenlik için gereken teşkilatı kurma görevini düzenli olarak yerine getirmesi amacıyla işten ayrılmadan yaşlılık aylığı bağlanamayacağı düzenlemesinin getirilmesi bize göre de meşru bir amaç taşımamaktadır.

Nitekim, ilgili hüküm Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasında uyulması gereken ölçülülük kriteri uyarınca incelendiğinde, düzenin sağlanması amacına ulaşmak için, üstün yetkilerle donatılan bir devlet teşkilatının pekâlâ daha kolay yollar bulması ve bir sistem kurması mümkündür. Bu nedenle kişilerin aylarca gelir elde etmeksizin yaşamaya mahkûm edilmesine sebep olan işten ayrılmış olma şartının elverişli bir yol olduğundan bahsetmek mümkün değildir.

Zorunluluk ve gereklilik kriterleri uyarınca değerlendirdiğimizde de; iptali istenen madde hükmü uyarınca hedeflenen düzen amacına ulaşmak için bu yol tek yol olarak belirtilemeyeceği ve bu nedenle de işten ayrılma şartının zorunlu olmadığı söylenebilecektir.

Kaldı ki, Kanun maddesinde kişilerin emekli olmak amacıyla işten ayrıldıktan sonra, SGK tarafından aylık bağlanması taleplerinin kabul edilmemesi ihtimalinin ne şekilde telafi edileceğine dair bir düzenleme de yer almamaktadır.

SGK tarafından, aylık bağlama taleplerinin kabulü halinde ise, yine de kişiler -her ne kadar aylık bağlandıktan sonra geriye doğru toplu ödeme yapılsa da- ücret almadan geçirilecek 3 ay boyunca gelir elde edememiş olacaklarından, müdahalenin orantılı olduğundan da bahsedilemeyecektir.

Bütün bunların yanı sıra 5510 sayılı Kanun’da; 30 Eylül 2008 tarihi öncesinde ilk defa sigortalılığı başlayan 4/1-a veya 4/1-c’lilerin sosyal güvenlik destek primi ödeyerek hem kısmen sigortalı sayılıp hem de yaşlılık aylığı alabileceği, 30 Eylül 2008 sonrası çalışmaya başlayan 4/1-a veya 4/1-c’lilerin emekli aylığı alma hakkını kazandıktan sonra çalışmaya devam etmeleri halinde yaşlılık aylığı alamayacağı, ancak tam sigortalı sayılacağı hükme bağlanmıştır. 4/1-b’lilerin ise, emeklilik sonrası çalışmaya devam etmeleri halinde emeklilik aylığını alabilecekleri ancak sigortalı sayılmayacakları belirtilmiştir. Buradan da ulaştığımız üzere kişilerin sigortalılık başlangıç ve sigortalılık türlerine göre emeklilik sonrası çalışabilme olanakları bulunmaktadır. Öyleyse kişinin emeklilik talebinde bulunmadan önce işten ayrılmasını beklemek 5510 sayılı Kanun’da yer alan emeklilik aylığı alırken çalışabilme imkânı veren düzenlemelerle uyum da içermemektedir. Belirttiğimiz sebeplerle 506 sayılı Kanun’un mülga 62. maddesinde yer alan “…çalıştığı işten ayrıldıktan sonra…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

Başvuru kararında yer alan yürürlüğün durdurulması talebini de ayriyeten incelemek gerekmektedir. 1961 Anayasası’nda, 1982 Anayasası’ndan farklı kimi düzenlemeler bulunmakta ise de Anayasaya uygunluk denetimi ilk defa 1961 Anayasası’nda yer almıştır.

1982 Anayasası’nın “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinde, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda idari işlemler bakımından yürütmenin durdurulmasına karar verilebileceği düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi, 21.10.1993 günlü 1993/33 Esas sayılı, 509 Karar Sayılı Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin Kurulması Hakkında KHK’nin iptali için açılan davada ilk kez yürütmenin durdurulması kararı vererek bu konuda içtihat oluşturmuştur. Böylelikle iptal yoluyla açılan davalarda yürürlüğün durdurulması kararı verme yolu açılmıştır. Sonuç olarak, Anayasa’nın özüne ve amacına uygun olarak, hukukun üstünlüğünü, kararların etkinliğini korumak zorunda olan Anayasa Mahkemesi’nin bir Kanun, Kanun Hükmünde Kararname ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün yürürlüğünü durdurma kararı verebileceği belirtilmiştir.[5]

Yürürlüğün durdurulması kararı verilebilmesi için AYM içtihatlarından ve AYM madde 125’ten hareketle iki şart aranmaktadır. Bunlardan ilki, denetlenen normun Anayasa’ya aykırı olduğu yönünde güçlü belirtilerin bulunması, ikincisi ise, normun uygulanmasının ileride giderilmesi güç ya da olanaksız zararlara, durumlara neden olma ihtimalinin bulunmasıdır. Bu iki şart birlikte bulunmalıdır.

Somut olaya bakıldığında ise “…çalıştığı işten ayrıldıktan sonra…” ibaresinin yürürlüğünün durdurulmaması durumunda işveren, işten ayrılmış sigortalının yerine bu süre zarfında yeni işçiler alabileceğinden, denetlenen normun sosyal güvenlik hakkına aykırı olduğu yönünde güçlü belirtiler bulunduğundan ve işçinin çalışmadığı sürelere ilişkin sonradan ödeme alsa dahi bunun emekli aylığı olarak verilen ücret olması, bir işveren yanında çalışması sebebiyle aldığı ücret, maaş olmaması sebebiyle bu süre zarfında elde edeceği gelirden sigortalının mahrum kalacak olması nedeniyle yürürlüğün durdurulması talebinin kabulü yerinde olurdu kanaatindeyiz.

Saygılarımızla,

Dipnotlar

[1] KANUN MADDE 62 – (1) Sigortalı olarak çalıştığı işten ayrıldıktan sonra yazılı istekte bulunan ve yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıya bu isteğinden sonraki aybaşından başlanarak yaşlılık aylığı bağlanır. (2) Erken yaşlanmış olması dolayısiyle yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalının bu husustaki raporunun tarihi, yazılı isteğini takibeden takvim ayından sonraki bir tarih ise, yaşlılık aylığı, raporun tarihinden sonraki aybaşından başlanarak verilir. (3) Yukarıdaki fıkralara göre aylığının ödenmesine başlanacağı tesbit edilen tarihte hastalık sigortasından geçici iş göremezlik ödeneği almakta olan sigortalının yaşlılık aylığı geçici iş göremezlik ödeneği verilme süresinin sona erdiği tarihten sonraki ay başından başlar. Şu kadar ki, bağlanacak yaşlılık aylığı sigortalının hastalık sigortasından almakta olduğu geçici iş göremezlik ödeneğinin aylık tutarından fazla ise, aradaki fark, yukarıdaki fıkralara göre tesbit edilecek tarihten başlanarak verilir.

[2] KANUN MADDE 42 – Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.

[3] Kemal Gözler, “Anayasa Değişikliğinin Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması Bakımından Getirdikleri ve Götürdükleri: Anayasanın 13’üncü Maddesinin Yeni Şekli Hakkında Bir İnceleme”, Ankara Barosu Dergisi, Yıl 59, Sayı 2001/4, s.53-67. <www.anayasa.gen.tr/madde13.htm>

[4] AYM, E. 2007/4, K. 2007/81, K.18.10.2007, RG. 8.12.2007.

[5] Anayasa Mahkemesinde Yürürlüğün Durdurulması, Ahmet Akyalçın, s.46.

Bir Cevap Yazın