2019

Ceza Hukuku Bülteni – Nisan 2019

Yaş Küçüklüğünün Ceza Sorumluluğuna Etkisinin Tespiti 

Yargıtay 6.Ceza Dairesi yakın tarihli bir kararında Kusurluluğu Azaltan ve/veya Kaldıran Sebepler içinde bulunan, TCK m. 31/2 de düzenlenen Yaş Küçüklüğüne ilişkin kararı doğrultusunda;

TCK m. 31/2’de, fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş olup da 15 yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğunun olmadığını düzenlemiştir.

İşlenen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin tespitinde görevli mahkeme Adli Rapor ve Sosyal İnceleme Raporlarından faydalanmaktadır. Yargıtay,  sosyal inceleme raporu; çocuğun içinde bulunduğu aile ortamı, sosyal çevre koşulları, gördüğü eğitim, zihinsel ve ruhsal gelişimi dikkate alınarak kural olarak sosyal çalışma görevlilerince düzenlenirken adli rapor ise klinik ortamında, çocuğun psikolojik testler ise bilişsel ve zekâ düzeyinin ölçümlenip, psikiyatrik ve fizyolojik bir takım bulgular değerlendirmeye tabi tutularak adli tıp uzmanı, psikiyatrist ya da zorunluluk halinde uzman hekim tarafından  düzenlenmesi gerektiğini ilgili kararında belirtmiştir.

Yargıtay, işlenen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olup olmadığının belirlenmesinde mahkemeye yardımcı olan Sosyal İnceleme Raporu’nu hazırlayan görevlinin sadece sosyal inceleme raporuna dayanarak çocuğun psikiyatrik açıdan işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği bulunup bulunmadığı ile ilgili olarak tek başına bir değerlendirme  yapamayacağını,  değerlendirmenin hakim veya mahkemece teknik bilgi gerektiren bu konuda uzman kişilerden alınan görüşler ve sosyal inceleme raporu ile birlikte yapılması gerektiğini belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan sanıkların işlediği iddia olunan suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olduğu saptanmasına karşın, sanıkların ceza sorumluluğunun tespiti mümkün olmayan sosyal inceleme raporlarına dayanılarak karar vermesi bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay Kararı-6.CD., E.2016/1877, K.2019/172 T.21.1.2019.

Gürültüye Neden Olma Ve Kişilerin Huzur Ve Sükununu Bozma

Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma başlığı altında TCK’nun 123.maddesinde düzenlenen gürültüye neden olma suçunun belirli bir mağduru yoktur. Toplumda yaşayan herkesin bu suçun mağduru olabileceği ama gürültünün belli olmayan bir kimseye karşı yapılması bu suçu TCK’nun 123.maddesindeki kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan ayırdığını Yargıtay ilgili kararında belirtmiştir.

Gürültüye neden olma başlığı altında TCK’nun 183.maddesinde düzenlenen gürültüye neden olma suçunda ise fail belirli bir kimseyi hedef almamaktadır. Bu suçun oluşması için sanığın ilgili kanunlarda belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olmasının yeterli olduğu kararda belirtilmiştir. TCK’nun 183.maddesinde düzenlenen suç somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için gürültüye maruz kalan kişinin sağlığının bozulması gerekmez, gürültünün insan sağlığını tehlikeye düşürmeye elverişli olması yeterlidir.

Temyiz edilen olayda gürültü düzeyinin insan sağlığının zarar görmesine elverişli olup olmadığı yönünde değerlendirme içeren bilirkişi raporu sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden karar verilmesi ve temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasını gerektirmiştir. 

Yargıtay Kararı-18.CD., E.2016/14794, K.2019/31 T. 7.1.2019.

Hakan Şencan
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Hırsızlık Suçunda Eklenti ( Müştemilat ) Ayrımına İlişkin

Eklenti (müştemilat) kavramı konuta ya da işyerine bağlı veya pek yakın yer anlamındadır. Bir yerin, hak sahibinin başkalarının buraya girmesine izin vermeyeceğini belirten işaretle ayrılması bu yerin eklenti sayılması için yeterlidir. Bu işaretin sağlam ve aşılması mümkün olmayan engeller şeklinde olması gerekli değildir. Bu yerin eklenti sayılmasındaki en önemli kriter, girildiğinde konut ya da iş yeri sakinlerinin özgürlüklerinin güvenliğinin tehlike altında kalmasıdır. Bu yerin konut ya da iş yeri eklentisi olup olmadığı konusunda ise duruşma yargıcı, yerinde keşif yaparak, araştırma yaparak, yöresel gelenek ve inançları da gözeterek Yargıtay denetimine olanak sağlayacak biçimde bir sonuca varmak zorundadır. Yargıtay kararında eklenti kavramı bu şekilde açıklanmış olup nitelikleri belirlenmiştir.

Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen hırsızlık davasında, hırsızlığın nerede yapıldığına dair incelenen kamera kayıtlarından elde edilen fotoğraflar incelendiğinde; iş yeri kapısının bulunduğu iki yanında tezgâhların bulunduğu ön tarafının açık olduğu tespit edilmiştir. Sanığın malzemeleri aldığı yerin, eklenti vasfına haiz olup olmadığı keşif yapmak suretiyle belirlenip, sonucuna göre suça konu yer eklenti niteliğinde ise, hırsızlık suçunun nitelikli halini düzenleyen TCK 142/1-b maddesinin uygulanması, eklenti niteliğinde değilse hırsızlık suçunu düzenleyen TCK’nun 141/1.maddesinin uygulanması gerektiği ilgili kararda belirtilmiştir. Somut olayda Yerel Mahkeme değerlendirmeler ışığında sanığın eyleminin TCK’nun 141/1.maddesine dâhil olduğunu tespit etmiştir. Fakat CMK’nun 253.maddesine göre hırsızlık suçunda şüpheli ile suçtan zarar gören kişinin uzlaştırılması girişimde bulunulması Yerel Mahkeme tarafından göz ardı edilmiştir. Yargıtay 2.Ceza Dairesi, uzlaştırma işlemi yapılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi zorunluluğu bulunduğundan Yerel mahkemenin mahkûmiyet kararını bozmuştur. Ayrıca bozma sonrası kurulacak hükümde, davaya yeniden bakacak mahkemenin hak ve mecburiyetlerini düzenleyen CMUK’nin 326/4.maddesinin gözetilmesine karar vermiştir. 

Yargıtay Kararı–2.CD. E. 2017/1875, K. 2019/123, T. 8.1.2019.

Adet Veya Tahsis Veya Kullanımları Gereği Açıkta Bırakılmış Eşya Hakkında Hırsızlık Suçu

Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanıkların apartman dışında bulunan güvenlik kamerasını çalmaları, TCK’nun nitelikli hırsızlık suçunu düzenlediği 142/1-e maddesinde belirtilen adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturmaktadır. Yerel Mahkeme ise 141.maddeden hüküm kurarak eksik ceza tayinine sebebiyet vermiştir. Ayrıca, sanıkların çaldıkları kamerayı müştekiye hasarsız biçimde iade edilmesini sağladıkları ve müştekinin herhangi bir zararının olmadığını belirtmesine rağmen Yerel Mahkeme, sanıklar hakkında TCK’nun 168/1.maddesinin uygulanma koşullarının gerçekleştiğini hesaba katmadan hüküm vermiştir. Bu sebeplerle Yargıtay 2.Ceza Dairesi söz konusu kararı bozmuştur.

Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular başlığını taşıyan TCK 58.maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. TCK’nun 53/4.maddesinin kısa süreli hapis cezasının ertelenmesi halinde geçerli olduğu belirlenerek, TCK’nun 53/1.maddesinde düzenlenen hak mahrumiyeti uygulanmasının hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olduğu belirlenerek, TCK’nun 53.maddesinin bazı bölümlerinin Anayasa Mahkemesinin kararı ile iptal edilmesi de nazara alınarak bu maddede öngörülen hak mahrumiyetlerinin uygulanmasının infaz aşamasında değerlendirilmesi mümkün görülmüş, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Yargıtay Kararı–2.CD.. E. 2016/13451, K. 2019/233, T. 8.1.2019.

Ömer Faruk Felek
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Yorum yap