Şubat 2021

Ceza Hukuku E-Bülten

Konutu Terk Etmeme Adli Kontrol Tedbirine Sınırlamanın Yoğunluğu ve Derecesi Dikkate Alınmadan Karar Verilmesi Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkını İhlal Eder!

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe teşebbüsünden sonra yaklaşık 2 yıl süren OHAL ilan edilmiştir. Bu OHAL kapsamında alınan tedbirlerden biri de terör örgütlerine veya devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Milli Güvenlik Kurulunca karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği olan ya da irtibatı olduğu tespit edilen kişilerin KHK ile kamu görevinden ihraç edilmesidir. Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen olayda başvurucunun öğretmen olan eşi 675 sayılı OHAL KHK’sı ile devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğu tespit edilen yapı, oluşum ya da gruplarla irtibatı olduğu gerekçesi ile kamu görevinden alınmıştır. Başvurucunun eşi, kendisi gibi görevden alınan bir arkadaşı ile Ankara Yüksel Caddesinde oturma eylemiyle birlikte açlık grevine girmişlerdir. Başvurucunun eşi ve eşinin arkadaşının da aralarında olduğu bir grup hakkında silahlı terör örgütü olan DHKP/C üyesi olma ve terör örgütünün propagandasını yapma suçundan iddianame düzenlenmiş, kovuşturmaya başlanmış ve tutuklanmalarına karar verilmiştir. Başvurucu da eşinin ardından daha sonra çıkan bir KHK ile öğretmenlik görevinden ihraç edilmiştir. O da eşi gibi Ankara Yüksel Caddesinde açlık grevine başlamıştır. Başsavcılık, bu açlık grevinin DHKP/C terör örgütü ile bağlantısının bulunduğu hakkında şüphenin olduğunu belirtmiş ve başvurucu gözaltına alınmıştır. Başvurucunun DHKP/C ile bağlantısı değerlendirilirken bu terör örgütünün memur yapılanması olduğu tespit edilen Kamu Emekçileri Cephesi (KEC) ve Devrimci Memur Hareketinin (DMH) bu eylemlere destek verdiği ortaya çıkmıştır. Başvurucu ise kendisinin sadece EĞİTİM SEN üyesi olduğu ve diğer bahsi geçen yapılanmalarla herhangi bir ilişkisinin olmadığını belirtmiştir. Başvurucu ifadesi alındıktan sonra silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından konutu terk etmemek suretiyle adli kontrol talebi ile Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilmiş fakat hakimlik bu talebi reddetmiş ve haftanın belirli günleri karakola gidip imza atması şeklindeki adli kontrol yükümlülüğüne tabi tutulmasına karar vermiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise atılı suçun vasıf ve mahiyeti ile kaçma şüphesinin varlığına atıf yaparak, hükmedilen adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağını belirtmiş ve itiraz etmiştir. Ankara 5.Sulh Ceza Hakimliği ise bu itirazı dikkate alarak konutu terk etmemek suretiyle adli kontrol tedbirine karar vermiştir. Başvurucu ise bu tedbirin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale teşkil ettiği gerekçesi ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, yaptığı değerlendirmede kişilerin fiziki hareket özgürlüklerini sınırlandıran bir tedbirin Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına mı yoksa Anayasa’nın 23. maddesinde düzenlenmiş olan seyahat özgürlüğüne mi müdahale teşkil ettiği belirlenirken önemli olan hususun sınırlamanın derecesi ve yoğunluğu olduğunu ve bu kapsamda gerektiğini vurgulamıştır. Konutu terk etmeme kişinin özgürlük alanını konutla sınırlandırdığı ve bu tedbire uyulmadığında tutuklama tedbirinin uygulanmasına neden olabilen bir adli kontrol tedbiri olduğundan Anayasa Mahkemesi, tedbirin bu niteliği, uygulanış şekli ve özellikleri itibarıyla hareket serbestisi üzerindeki sınırlayıcı etkisinin derece ve yoğunluk olarak seyahat özgürlüğüne göre oldukça ileri bir boyutta olduğu ve dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna varmaktadır. Başvuruya konu olan tedbirin dayanağının oturma ve açlık grevine gitme eylemlerini örgütsel bir ilişki içinde gerçekleştirdiğine veya bunun başvurucu bakımından örgütsel bir tavır olarak sergilendiğine yönelik olarak soruşturma belgelerinde somut bir olguya veya tespite yer verilmediğinden ve suç işlediğine dair kuvvetli belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında konutu terk etmeme tedbirinin Anayasa’nın 19. maddesinde yer alan kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiği Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi Kararı / Esra Özkan Özakça Başvurusu

Başvuru No: 2017/32052  Karar Tarihi: 08/10/2020

Zehra Aydın – Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Hakkında Soruşturma Başlatıldığını Öğrendiğinde Teslim Olan ve Bildiklerini Anlatan FETÖ/PDY Üyesine Ceza Verilemez!

Yargıtay, öncelikle Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2008 yılındaki bir kararına atıfla etkin pişmanlık hükümlerinin amacının bir açıdan terör suçları ve örgütlü suçlar bakımından örgütün kendi mensuplarını kullanıp bilgi edinerek suç işlenmesinin önlenmesi; suçun işlenmesine engel olanların ise cezalandırılmayarak veya cezada indirime gidilerek topluma kazandırılması olduğunu belirtmiştir. Örgütten ayrılma bakımından gönüllülük, hiçbir zor altında kalmaksızın gerçekleştirilmiş olmalıdır. Bu incelenirken kişinin cezadan kaçmak amacıyla bu eylemi gerçekleştirmesi son derece insani bir durum olarak görülmelidir. Asıl incelenmesi gereken, failin bu saik yanında fiilinin doğurduğu haksızlığı gidermesi suretiyle legaliteye dönme düşüncesiyle hareket edip etmediği olmalıdır. Bu, dış dünyaya yansıyan hareketler kapsamında incelenecektir. Örgüt üyesi hakkında düzenlenmiş bir yakalama emri olsa da gönüllü teslim olunup bilgi verilmesi halinde TCK m.221/4 gereğince cezadan indirim yapılması gerekmektedir. Ancak şüphelinin örgütsel faaliyetlere devam ettiği sırada hakkında yakalama kararı çıkarıldığını bilmesine rağmen soruşturmayı sonuçsuz kılmak amacıyla önce kaçmasının ardından makul olmayan bir zamanda gelerek teslim olması halinde ise bu, gönüllü teslim olarak kabul edilemeyecektir. Yakalama kararı çıkarılmadan kişinin gönüllü teslim olarak bilgi veren şüpheli hakkında ise cezaya hükmolunmayacaktır.

Olayda Sanık E. hakkında, örgüt üyeliği sebebiyle soruşturma başlatılmış; ancak yakalama şartları gerçekleşmeden sanık kendi rızasıyla kolluk birimlerine teslim olmuştur. Teslim olmasının ardından etkin pişmanlık kapsamında ifade veren sanık hakkında gönüllü teslim şartları oluştuğu kabul edilmiştir. Sanık Bylock uygulamasını kullandığını söylemiş, örgütte kaldığı süre ve örgütteki konumuna uygun bilgileri vermiştir. Bu durumda kişinin samimi bir şekilde pişmanlık duyduğu kabul edilmiş olup etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına ve kişiye ceza verilmemesine Yargıtayca hükmedilmiş ve ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi  E. 2019/5402  K. 2020/3674

Alican Yücebıyık – Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Bir Cevap Yazın