Hüseyin Melih Çakır

Değerli Konut Vergisi ve Dava Açma Süresi

Doç. Dr. Hüseyin Melih Çakır
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı

Son günlerin en sıcak başlığı, 7194 sayılı Kanunla 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’na (EVK) getirilen “Değerli Konut Vergisi” meselesidir. EVK’nın 42 vd. maddelerine eklenen hükümlerle düzenlenen bu yeni vergi türü, birçok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Kanun’un 42’nci maddesine göre, “mesken nitelikli taşınmazlardan bina vergi değeri veya Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değeri 5.000.000 Türk lirası ve üzerinde olanlar değerli konut vergisine tabidir”. Yalnızca mesken nitelikli taşınmazların vergiye tabi tutulmuş olmasının Anayasa’ya uygunluğu konusundaki tartışma bir kenara bırakılacak olursa, burada en fazla üzerinde durulan konu, mesken nitelikli taşınmazların “bina vergi değeri veya Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değeri”nin 5.000.000 TL üzerinde olup olmadığının tespitidir.

EVK’nın 43’üncü maddesinde, “vergiye ait değerlerin tespiti, ilanı ve kesinleşmesi” düzenlenmiştir. Buna göre, “Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce ilgili mevzuat kapsamında yapılan veya yaptırılan değerleme sonucunda belirlenen ve değeri 42 nci maddede yer alan tutarı aşan (bu tutar dâhil) mesken nitelikli taşınmazlar, ilgilileri tarafından ulaşılabilecek şekilde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün internet sitesinde ilan edilir ve ilgilisine ayrıca tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren on beşinci günün sonuna kadar Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne itiraz edilmeyen mesken nitelikli taşınmaz değeri kesinleşir. Süresinde yapılan itirazlar, on beş gün içinde değerlendirilerek sonuçlandırılır ve kesinleşen değer, aynı usulle ilan ve ilgilisine tebliğ edilir. Bu değer, değerli konut vergisi uygulamasında Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değer olarak kabul edilir. Bu vergi uygulamasında, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen bir değerin bulunmaması durumunda, bina vergi değeri esas alınarak vergilendirme işlemleri yapılır. Bina vergi değeri, 29 uncu maddeye göre belirlenen vergi değeridir”.

Görüldüğü üzere taşınmazın değerini belirleme konusunda yetkili makam TKGM’dir. Ancak TKGM tarafından bir değer bulunmazsa, bina vergi değeri esas alınarak vergilendirme gerçekleştirilecektir. TKGM’nin bu belirlemeyi neye göre yapacağı sorusunun cevabını kanun şu şekilde vermiştir: ‘İlgili mevzuat’. Bu ifade, mevzuatımızda bu belirlemeyi yapacak açık bir hüküm bulunmadığı ve/fakat “mevzuat çöplüğü”müzde bu tespiti yapmayı sağlayacak bir hüküm arayışına gidileceği izlenimi yaratmaktadır. Mesken nitelikli bir taşınmazın “gerçek değerini” etkileyen çok fazla sayıda unsur bulunmaktadır. Buna karşın, bu bedelin ne şekilde belirleneceğine ilişkin yasada belirliliğin sağlanmamış olması; -Anayasa aykırılığı bir yana-, gerek tespiti yapacak TKGM görevlileri gerekse de malikler tarafından değer tespitine ilişkin sağlıklı bir değerlendirme yapma imkanını ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, bedele ilişkin uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına ve vergiye ilişkin öncelikli tartışma alanının taşınmazın değerinin belirlenmesi noktasında toplanmasına yol açmıştır.

Her ne kadar kanun koyucu TKGM tarafından belirlenen bedele karşı 15 gün içinde itiraz imkanı getirmiş olsa da maddenin yazım şekli, dava açma süresinin tespiti konusunda başka bir karışıklığı daha ortaya çıkarmıştır: dava açma süresi hangi andan itibaren işlemeye başlayacaktır? Bu soruyu çeşitli ihtimaller çerçevesinde değerlendirmek mümkündür.

              • Ancak bu sorunun cevabını vermeden önce her ihtimal için geçerli olan dava açma süresi ve yeri hususunu belirlemek gerekmektedir. Dava vergiye ilişkin olduğu için, görevli mahkeme vergi mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise, mesken nitelikli taşınmazın bulunduğu yerdeki Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı yetkili vergi dairesinin bulunduğu yer vergi mahkemesidir. Dava açma süresi ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 7’inci maddesi uyarınca 30 gündür. Peki bu 30 günlük dava açma süresi nereden başlayacaktır?
              • Bu soruya verilecek cevap şu şekildedir: TKGM tarafından belirlenen bedelin tespitine ilişkin işlemin tebliğini izleyen günden itibaren 30 günlük süre başlayacaktır. Zira işlem, yapılmış, tamamlanmış, hukuki sonuç doğurmaya elverişli niteliktedir ve ilgilisine tebliğ edilmiştir. Bir diğer ifadeyle TKGM tarafından gerçekleştirilen işlem, kesin ve yürütülebilir bir idari işlemdir. 43’üncü maddesinde düzenlenen itiraz imkanı, ihtiyari bir idari başvuru yoludur. Dava açma süresi, tebliğ ile başlayacaktır. Nitekim Anayasa’nın 125’inci maddesine göre, “İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar”. Aynı hükme İYUK m.7’de de rastlamak mümkündür.
              • TKGM tarafından belirlenen bedele itiraz edilmezse; EVK’nın 43’üncü maddesi hükmüne göre bedelin ilgilisine tebliğinden itibaren 15 gün sonra kesinleşmesi söz konusu olacaktır. Kanunda geçen “…itiraz edilmeyen mesken nitelikli taşınmaz değeri kesinleşir” ifadesi, idari nitelikte bir kesinliktir. Bir diğer ifadeyle, süresi içerisinde itiraz edilmeyen değere karşı artık idari bir başvuru yapılamayacaktır. Bu işleme karşı ancak dava açılabilecektir. 15 günlük itiraz süresi geçtikten sonra ise, geriye 15 günlük bir dava açma süresi kalmaktadır. Bu nedenle, şayet itiraz yoluna başvurulmayacaksa, işlemin ilgilisine tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde dava açılması gerekliliği gözden kaçırılmamalıdır.
              • TKGM tarafından belirlenen bedele itiraz edilirse ne olacaktır? İtiraz edildiği takdirde, işlemeye başlayan dava açma süresi duracaktır. Bu itirazı, İYUK m.11 kapsamında yapılmış bir başvuru (üst makamlara başvurma) olarak değerlendirmek gerekmektedir. Peki itiraz üzerine idare ne şekilde hareket edecektir? Burada farklı ihtimaller karşımıza çıkmaktadır.
                            1. Birinci ihtimal: İdarenin süresi içinde cevap vermesi. EVK’nın 43’üncü maddesine göre, “Süresinde yapılan itirazlar, on beş gün içinde değerlendirilerek sonuçlandırılır ve kesinleşen değer, aynı usulle ilan ve ilgilisine tebliğ edilir”.  Görüldüğü üzere, idare itiraz üzerine 15 gün içerisinde değerlendirme yaparak cevap vermekle yükümlüdür. İdare bu süre içerisinde cevap vermişse (tebliğ etmişse); tebliğle beraber işlemeye başlayan dava açma süresi kaldığı yerden devam edecektir.
                            2. İkinci ihtimal: İdarenin 15 günlük süre geçtikten sonra cevap vermesi. İdare, yeterli ve nitelikli personel eksikliği nedeniyle, EVK m.43’te yer verilen 15 gün içinde cevap verme yükümlülüğüne uymayabilecek ve 15 gün sonunda cevap verebilecektir. Bu durumda, şu soru akla gelmektedir: 15 gün sonunda, itiraz ile duran dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacak mıdır? Danıştay’ın aksi yönde verdiği kararlar bulunmakla birlikte, bu soruya olumlu cevap vermek mümkün değildir. Zira kanun koyucu, 15 gün sonunda cevap verilmemesine, “ret” sonucunu bağlamamıştır. Bu 15 günlük cevap süresi, idarenin iç düzenine ilişkin bir süre olarak değerlendirilmelidir. Bu süreye uyulmaması, ancak idarenin personelinin sorumluluğunu gündeme getirebilecektir. Nitekim mevzuatta benzer birçok hükme rastlamak mümkündür. Bu nedenle itiraz sonucunda idarenin ret işleminden bahsedebilmek için, 60 gün boyunca sessiz kalması (zımni ret) veya bu süre içerisinde ret cevabı vermesi gerekmektedir. Bu andan itibaren, itiraz üzerine başlayan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Son olarak burada önemli bir noktaya daha değinmek gereklidir. O da idarenin 60 gün susmasından sonra cevap vermesi ihtimalidir. Burada yapılan itiraz, İYUK m.11 kapsamında değerlendirildiği için, 60 günden sonra verilen cevap, yeniden işlemeye başlayan veya sona ermiş olan dava açma süresini canlandırmayacaktır.
                            3. Üçünü ihtimal: İdarenin cevap vermemesi. İdarenin yapılan başvurulara karşı sessiz/kayıtsız kalması, idari teşkilat içerisinde fazlasıyla karşılaştığımız bir husustur. Yukarıda da ifade edildiği üzere, kanun koyucu, itiraz üzerine 15 gün içinde cevap verilmemesine, “ret” sonucunu bağlamamıştır. Bu nedenle, İYUK’ta yer alan genel hükümlere giderek, idarenin bu sessiz kalmasının sonucunu aramak gerekmektedir. Burada yapılan itirazın, İYUK m.11 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği daha önce ifade edilmişti. İYUK m.11/2’de sorunun cevabı, “Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır” denilmek suretiyle verilmiştir. Şu halde itiraz sonucunda idarenin 60 gün boyunca sessiz kalması (zımni ret) durumunda, itiraz reddedilmiş sayılacaktır. Bu andan itibaren, itiraz üzerine duran dava açma süresi, kaldığı yerden işlemeye devam edecektir.

Görüldüğü üzere, değerli konut vergisi, sadece dava açma süresi yönünden dahi birçok tartışmayı beraberinde getirmeye adaydır. Kanun’un Anayasa’ya aykırılığı konusundaki tartışmaları ve kanunu koyucunun takdirini bu yönde kullandığı gerçeğini bir kenara koyarsak, bu aşamada en önemli husus, yargı yerlerinin mevzuatı ve dava açma süresine ilişkin kuralları, kişilerin hak kaybına uğramalarını önleyecek; mahkemeye erişim ve mülkiyet hakkını sınırlamayacak nitelikte yorumlamalarıdır. Bu konuya ilişkin yapılacak değerlendirmeleri, daha önce verilmiş -doğru/yanlış- içtihatlara benzetme çabasından (kolaycılıktan) kaçınarak, müstakil ve kişi hak ve özgürlükleri lehine olacak şekilde yapmaları, gelecekte karşılaşılması müstakbel hak ihlali iddialarının da -en azından usul açısından- önüne geçmeye yardımcı olacaktır.


Bu makale, ilk olarak 04.02.2020 tarihinde yazarın şahsi LinkedIn hesabında yayınlanmıştır.

Yorum yap