Baran Ezeli

Geri Göndermeme İlkesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin Tamamlayıcı Koruma Mekanizması

Oylum Çelik
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Baran Ezeli
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

ÖZ

Uluslararası hukukun kaynakları incelendiğinde, sığınma hakkının tanımının ve hakkın korunmasının her zaman bir uzlaşmazlık alanı olduğu gözlemlenir. Ülkesinden belirli sebeplerle göç eden kişinin birçok temel hakkına erişebilmesinin ön koşulu  olan sığınma hakkı, uluslararası hukuk öznelerinin uzlaşı metinleri ve bahis metinler uyarınca kurulan kurumlar yerine, doktrinde “Tamamlayıcı Koruma” olarak geçen, İHAS ve karar mercii İHAM tarafından korunmaktadır. Bu makalede sığınma hakkı ve geri göndermeme ilkesinin İHAM içtihatlarına yansımaları, ilgili  kararlar üzerinden incelenecektir.

ABSTRACT

Right to asylum and its protection are always an interstate conflict zone within the scope of international law. As a prior condition, the protection of non-refoulement principle is provided by European Court of Human Rights as a complementary protection within the scope of European Convention of Human Rights instead of international law and international agencies for the fundamental rights and liberties of refugees who escaped from his/her country of residence. In this article, the repercussions of the right to asylum and the principle of non-refoulement to the precedents of European Court of Human Rights will are examined according to the Court’s legal precedent.

I. GİRİŞ

İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği büyük sığınma ihtiyacı sebebiyle mülteci meselesinin, uluslararası bir sorun olarak ele alınıp teşkilatlanma çalışmalarının yapılması ve bu konuda hukuki çözümler üretilerek[1] uluslararası  koruma  olanaklarının sistemleştirilmesi adına, mülteci ve sığınmacı kavramları hususunda bir uzlaşının bulunmadığı 1945 Avrupa’sı bir uzlaşı arayışına yönelecektir. Milletler Cemiyeti bu uzlaşı arayışının öncüsü olarak 1920 ve 1930 yılları arasında mülteci meselesine çözüm üretmek amacıyla mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin sözleşmeler gibi önemli girişimlerde bulunmuştur[2]. Cemiyet, Mülteciler Yüksek Komiserliği (High Commissioner for Refugees) gibi kuruluşların kurulmasını sağlayarak mültecilere yardım ulaştırmayı hedeflemiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra feshedilen Milletler Cemiyeti yerine, 1944 tarihinde, savaş sırasında yerlerinden edilmiş milyonlarca insanı evlerine döndürmek üzere henüz savaş devam ederken müttefik devletler tarafından Birleşmiş Milletler Yardım ve Rehabilitasyon İdaresi kurulmuş[3] ancak 1947 tarihinde Uluslararası Mülteci Örgütü’nün kuruluşuyla faaliyetleri sona ermiştir[4].

26 Haziran 1945 tarihinde San Francisco Konferansı’nda oybirliği ile kabul  edilen Birleşmiş Milletler Anlaşması’nın 24 Ekim 1945’de yürürlüğe girmesi ile Birleşmiş Milletler kurulmuştur[5]. 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi yürürlüğe girene dek Birleşmiş Milletler bünyesinde birçok yeni kuruluş ve hukuki çalışma yapılmış, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1948 yılında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 13. maddesinde “serbest dolaşım hakkı” ve 14. maddesinde “tüm insanların zulüm altında başka ülkelere sığınma hakkı” tanınmıştır[6].

Geriye dönük bir inceleme yapıldığında, Avrupa’daki mültecilerle ilgili olarak, 3 yıl   süreliğine   kurulan   Uluslararası   Mülteci   Örgütü’nün[7],    anayasasında   yaptığı mülteci tanımına göre mülteci, esasında ırk, tabiiyet, politik düşünde ve dini inançlarından dolayı zulme uğrayan ya da tabiiyetinde bulunduğu ülke tarafından korunma imkanı bulunmayan kişilerdir[8].

Mültecilerin korunması konusunda temel belge sayılan Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde mülteci “ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişi; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar  sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen kişi” şeklinde tanımlanmıştır[9].

Başka bir tanıma göre mülteci, “ülkesinde, kişi olarak ırkından dolayı, sosyal konumu ve siyasal düşüncesinden dolayı veya ulusal kimliği nedeniyle kendini baskı altında hissedip, kendi devletine olan güvenini kaybeden, kendi devletinin ona tarafsız davranma imkanını kaybettiği düşüncesine kapılıp, ülkesini terk edip, başka bir  ülkeye sığınma talebinde bulunup, sığınma talebi o ülkenin yetkilileri tarafından kabul edilmiş kişidir”[10]. Buna karşın, sığınmacı ise, mülteci statüsü almak için daha başvuru yapmamış ya da yaptığı başvuru henüz kabul edilmemiş kişilere denilmektedir[11]. Diğer bir deyişle mülteci, mülteci statüsünü hukuken kazanmış yabancı kişileri belirtirken, sığınmacı ise mültecilik statüsü incelenen ve bu yüzden geçici bir korumadan yararlanan yabancıları belirtmektedir[12]. Buradan anlaşıldığı üzere, kişi sığınma talebinde bulunduğu andan itibaren otomatik olarak mülteci statüsünü kazanamaz[13]. Sığınma hakkı ve bu hakkın sonucu olarak mülteci olma, hukuki bir statünün kazanılmasını ifade ederken; sığınma hakkı ile sığınmacı olmak ise, hukuki bir statüsünün kazanılmasından çok fiili ve kısa süreli bir barınma halini ifade etmektedir. Yani, sığınmacılar sığındıkları ülke kanunlarından mültecilerin yararlandığı gibi yararlanamazlar[14].

II. TAMAMLAYICI KORUMA

1951 Cenevre Sözleşmesi 33. maddesinde ve tamamlayıcı koruma kapsamında insan hakları sözleşmelerinde düzenlenen “geri göndermeme ilkesi” sığınma hukukunun temel taşıdır[15]. 1951 Mültecilerin Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi, uluslararası mülteci hukukunun temelini oluşturmaktadır. Mülteci Sözleşmesinde, mülteci terimi tanımlanmakta ve mülteci statüsüne sahip kişilere nasıl muamele edileceğinin minimum standartları belirlenmektedir. Sözleşme’nin hazırlandığı zamanda, mülteci statüsünü kişiler, eğer esas ülkelerinin dışındaysa ve 1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da ya da başka bir yerde ortaya çıkan olaylar sonucu bu statüyü kazanmaları şeklindeydi[16]. Görüldüğü gibi yer ve zaman bakımından sınırlamalar, birçok kişiyi bu statüden yararlanamayacak konuma getirmiştir[17].

1951 Mülteci Sözleşmesi’nden kişilerin yararlanabilmesi için kişinin, kendi ülkesinin korumasından yoksun kalması gerekir. Yani sözleşmenin diğer devletlere ikincil bir yükümlülük yüklediği anlaşılmaktadır[18]. 1967 Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokol, Sözleşme ile oluşturulan mülteci tanımındaki zaman ve yer sınırlarını ortadan kaldırmıştır. 1951 Sözleşmesi’nde yapılan mülteci tanımında herhangi bir değişiklik yapılmamış ve kişilerin “zulüm altında bulunması” esas alınmıştır. Halbuki insanlar birçok farklı sebebe dayalı olarak zulüm tehdidi altındadır ve yaşadıkları yere geri dönememektedir. Bu yüzden, yaşanacak iç ya da uluslararası savaş ve doğal afetler sonucunda ülkelerini terk eden kişiler, mülteci tanımının  dışında kalmıştır. Esasında söz konusu olaylar da, bireyler üzerinde korku yaratmaktadır, fakat oluşan bu korku zulüm ve baskı sonucu meydana gelen korku niteliğini taşımadığı için, bu olaylara maruz kalanlar mülteci statüsüne girmemektedirler[19]. Bu belgenin eksiklerini, tamamlayıcı koruma olarak bölgesel sığınma belgeleri ve yazımızın konusu olan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi tamamlamaktadır. Buna “tamamlayıcı koruma ilkesi” denmektedir. 1951 Sözleşme’nin 1. maddesi devletlerin halen mülteci tanımını coğrafi sınırlandırma ile uygulamasına izin vermektedir. Coğrafi sınırlandırmayı devam ettiren ülkelerden biri de Türkiye’dir. 1951 Sözleşmesi’ne taraf olup 1967 Protokolü’nü imzalamayan devletler için de halen tarihi sınırlama (1 Ocak 1951 tarihinden önce meydana gelen olaylara yönelik uygulama) devam etmektedir. Bu durum uluslararası korumaya ihtiyacı olan kişilerin bu sınırlandırmalar sebebiyle mültecilere tanınan haklardan faydalanamamasına yol açmaktadır[20].

Diğer taraftan, 14 Aralık 1950’de Birleşmiş Milletler Genel Meclisi tarafından kurulan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, kuruluşlar arası koordinasyonu sağlayarak, mültecilerin nitelikli hizmetlere erişmesini, sosyal uyum sağlamalarını ve ilgili desteklere erişmelerini amaçlamaktadır. Komiserlik, bütün bu faaliyetlerine rağmen, devletlerin sığınma hakkının ihlal etmesine ilişkin herhangi bir zorlayıcı güce sahip değildir. Diğer yandan hakkın ihlali ile ortaya çıkan zarar da  komiserlik tarafından tazmin edilememektedir. Bu nedenle, söz konusu hakkın ve korunması ve geri göndermeme ilkesinin denetimi sözgelimi BMMYK ile sağlanamamaktadır.

İHAS, geri göndermeme ilkesini açıkça düzenlemese dahi ilkeye yönelik İHAM tamamlayıcı koruma sağlamakta ve verdiği kararlar ile geri göndermeme ilkesini güçlendiren bir mekanizma oluşturmaktadır. İHAM’a özelikle, geri göndermeme ilkesi, ülkeye kabul ve sığınma prosedürlerine erişim, geri itme (push-back), toplu sınır dışı, tutulma, mahkemelere erişim gibi sığınma hukukuna ilişkin başvurular gelmektedir. Makalemizde, İHAM’ın, geri gönderilmeme ilkesini, İHAS m.3’te düzenlenen “işkence veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza yasağı” ve İHAS m.13’te düzenlenen “etkili başvuru hakkı” kapsamındaki içtihatlarıyla ve verdiği kararlar ile incelenecektir.

Geri göndermeme ilkesi özelinde İHAM, değerlendirmesini çoğunlukla İHAS md.2 ve md.3 kapsamında yapmaktadır[21]. Mahkeme geri göndermeme ilkesine ilişkin olarak md.2 ile ilgili değerlendirmelerini ise çoğunlukla md.3 ile birlikte yapmakta, md.3’ten ihlale karar verildiği takdirde ayrıca md.2’den değerlendirme yapmamaktadır[22].

Kişilerin özellikle sığınma prosedürlerine erişimde, etkili başvuru hakkının ihlali söz konusu olmaktadır. İHAS m.13 kural olarak, sözleşmede yer alan diğer haklarla birlikte öne sürülmektedir. İHAS m.13’te düzenlenen etkili başvuru hakkı, çoğunlukla İHAS m.3, m.5 ve 4. Protokol m.4 ile birlikte değerlendirilmektedir.

III. İHAM KARARLARI YÖNÜNDEN İNCELEME
A) GERİ GÖNDERİLECEĞİ ÜLKEDE ŞİDDET RİSKİNE KALMA İHTİMALİNİN OLDUĞU KARARLAR

1984 tarihli BM İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşmenin 3. Maddesi: “bir kimsenin diğer bir  devlette işkence tehlikesine maruz kalacağına inanmak için esaslı sebeplerin bulunması halinde, Sözleşmeci Devletin bu kimseyi sınırdışı etmesini, geri göndermesini veya geri vermesini” yasaklanmaktadır. Dolayısıyla, egemen devletin, kendi ülkesine sığınma talebinde bulunan sığınmacılar hakkındaki mevcut tasarruf yetkisi temel hak ve özgürlükler çerçevesinde söz konusu hüküm uyarınca sınırlandırılmaktadır. İşkence ve kötü muamele yasağı mutlak nitelikte olduğundan, İHAS m.3 hükmünde düzenlenen temel hak, sığınmacının sınırdışı edilmesi halinde karşı karşıya kalacağı muamele sebebiyle ihlal edilmektedir. Kişinin bulunduğu ülkede kamu düzenini bozan faaliyetlerde bulunması sınırdışı etme kararını haklı çıkartmamaz. Chahal V. Birleşik Krallık[23] kararında İHAM, sığınma telebinde bulunduğu İngiltere’de birçok kez gözaltına alınan ve hapis cezasına mahkum edilen başvurucunun, işkence ve kötü muameleye uğrayacağı Hindistan’a geri gönderilmesinin İHAS m.3 ihlali niteliğinde olduğunu belirtmektedir. Buna ek olarak, İHAM, Abdolkhani ve Karimnia V. Türkiye[24] kararında, işkence ve kötü muamele yasağının mutlak nitelikte olması gözetilmeksizin, ülkede kamu düzenini bozacak nitelikte eylemler sergileyen başvurucuların ölüm cezasına çarptırılabileceği  veya kötü muamele görebilecekleri ülkeye geri gönderilmelerinin İHAS m.3 ihlali niteliğinde olduğuna hükmetmektedir. Bahsedilen her iki kararda da İHAM, İHAS m.2 ve m.3 ihlallerinin önlenebilmesi adına hem kanunen hem de uygulamada etkili bir hukuk yolunun, hakkında sınırdışı edilme kararı alınan kişilere tanınmış olması gerektiğini belirtmektedir. Söz konusu etkili iç hukuk yolu İHAM içtihatlarına göre: gerçek bir riskin mevcudiyetine ilişkin bağımsız ve titiz bir inceleme ile birlikte otomatik olarak durdurucu etkisi olan bir hukuk yolu olmalıdır.

Bunun yanında, geri gönderme yasağı ile ilgili İHAM içtihatları, işkence ve kötü muamele yasağı bakımından “gerçek bir riskin” varlığını aramaktadır. Başvurucunun özel koşulları, başvurucunun gönderileceği ülkedeki genel durum ve geri gönderme kararının verilmesinde yeterli esas ve usule ilişkin güvenceler bulunup bulunmaması kriterlerine göre yapılan değerlendirme sonucunda İHAM’ın gerçek bir riskin somut olayda mevcut olup olmadığına kanaat getirmesi gerekmektedir. Kişi, kamu görevlisi olan ya da kamu görevlisi olmayan kimseler tarafından işkence ya da kötü muameleye maruz bırakılabilir. Mahkemeye göre gerçek bir riskin varlığı: karar tarihinde mevcut materyaller üzerinden değerlendirilir ve bahis riski başvurucunun kanıtlaması gerekmektedir ancak İHAM gerekli gördüğü hallerde duruma ilişkin re’sen araştırma da yapabilir. Riskin kanıtlandığı hallerde, geri gönderme yasağına tabi devletin usul, diğer bir anlatımla sığınma başvurusu anında mevcut ya da sonradan ortaya çıkabilecek risklere ilişkin yeterli araştırmayı yapma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Vilvarajah V. İngiltere[25] kararına konu olan olayda, Tamil etnik kökenli başvurucu, Sri Lanka’da kötü muameleye maruz kalması sebebiyle Birleşik Krallık’tan sığınma talep etmektedir. Sri Lanka’dan gelen çok sayıda sığınmacı doğrultusunda Sri Lanka’daki duruma hakim olan Birleşik Krallık makamları, bölgedeki güçler arasındaki çatışmanın istisnai haller haricinde bittiğini ve Birleşmiş Milletler gönüllü eve dönüş programının başladığını, bu doğrultuda birçok Tamil’in Sri Lanka’ya döndüğünü belirtmiş, dolayısıyla başvurucunun sığınma talebini reddetmiştir. Bunun yanında, Birleşik Krallık Hükümeti, başvurucunun özel koşulları bakımından yaptığı değerlendirmede, bölgedeki Tamil toplumundan farklı koşullara sahip olmayan başvurucunun sınırdışı edilmesi halinde kötü muameleye uğrama ihtimalinin bulunmadığı da göz önünde bulundurmaktadır. İHAM tarafından, söz konusu başvuruya ilişkin yapılan değerlendirmede; başvurucunun iddia ettiği riskin gerçek bir risk olmaması, bölgedeki gelişmeler ve başvurucunun özel koşulları bakımından yapılan değerlendirmede gerçek bir riskin mevcut olmaması sebepleriyle Birleşik Krallık Hükümetinin aldığı sınırdışı kararının İHAS m.3 ihlali niteliğinde olmadığı kararlaştırılmıştır. Bu husustaki bir diğer örnek Cruz Varas ve Diğerleri V. İsveç[26] kararıdır. Söz konusu karara konu olan olayda, eşi ve çocuklarıyla birlikte, Şili’den İsveç’e gelen, tutarsız ve dayanaktan yoksun iddialarla talep ettikleri sığınma, İsveç Hükümeti tarafından reddedilmiştir. Bunun yanında, Şili’den gelen çok sayıda sığınmacının başvurusunu inceleyen İsveç makamları, sahip oldukları deneyim doğrultusunda, çok sayıda gönüllünün Şili’deki siyasal durumun iyileşmeye başlaması ve demokratik gelişmenin sürmesi sebebiyle ülkelerine dönmeye başladıklarını da belirtmektedir. İHAM, somut olaya ilişkin yaptığı ilişkin yaptığı incelemede; gerçek bir riskin varlığını kanıtlayamayan, özel koşulları bakımından yapılan değerlendirmede kendilerine yönelik gerçek bir riskin mevcut olmadığı kanaatine ulaşılan başvurucu hakkında söz konusu bölgedeki gelişmeleri de göz önünde bulundurarak verilen sınırdışı kararının İHAS m.3 ihlali niteliğinde olmadığına karar vermiştir. Bu doğrultuda, İHAM içtihatları, devletin, sözgelimi riskin ihtimal dahilinde olması halinde aldığı sınırdışı etme kararının İHAS m.3 ihlali yaratmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, riskin gerçek ve başvurucu tarafından kanıtlanmış olması gerekmektedir.

Sığınmacının; gönderileceği ülkede üzerinde kesinleşmiş bir ölüm cezasının olması halinde ya da kişinin ölüm cezasına çarptırılmasının mümkün olduğu durumlarda İHAS’nin 6. Protokolüne taraf olan ve barış zamanı suçlarda ölüm cezasını bahis protokol uyarınca kaldıran devlet tarafından sınırdışı edilmesi İHAS m.3 ve m.2 ihlallerine sebep olmaktadır. Gönderilen ülkenin yetkili makamları tarafından ölüm cezasının uygulanmayacağına ilişkin verilen teminat doğrultusunda, kişiyi sınırdışı etmenin İHAS m.3 ihlaline sebep olmaması için İHAM kararlarında, teminatın mevcut gerçek riski kaldırmış ve ölüm cezasının uygulanmayacağına dair olması gerektiğini belirtmektedir. Bader ve Kanbor V. İsviçre[27] kararında, Suriye’de yokluğunda yapılan yargılama sonucunda ölüm cezasına çarptırıldığını belirten Kamal Bader İsveç’e sığınma talebinde bulunmuştur. İsveç makamları, Suriye elçiliğinin cezada indirime gidileceğine ve ölüm cezasının muhtemelen uygulanmayacağına ilişkin verdiği teminat doğrultusunda Kamal Bader’in sığınma talebini reddetmiştir. Kamal Bader’in  söz  konusu  olaya  ilişkin  gerçekleştirdiği  başvuru  doğrultusunda İHAM, hakkında mevcut ölüm cezası bulunan veya kişi üzerinde ölüm cezasının uygulanma ihtimalinin bulunduğu hallerde İHAS m.2 ve m.3 hükümlerinin ihlal edileceğini belirtmektedir. Gerçek risk, ölüm cezasının uygulanması ya da uygulanma ihtimalinin bulunması olduğundan, İHAM, kişinin gönderileceği ülkenin yetkili makamları tarafından verilen ve sözgelimi riski ortadan kaldıran garanti  doğrultusunda sınırdışı edilmesinin söz konusu madde hükümlerinin ihlali niteliğinde olmayacağını belirtmektedir.

Kişinin, ölüm cezası doğrultusunda infazı öncesindeki sürece ölüm koridoru denilmektedir. Ölüm koridorunun, kişi üzerinde acı ve ıstıraba sebep olması nedeniyle İHAS m.3 ihlalleri söz konusu olabilir. Örneğin, Soering V. İngiltere[28] kararında, ABD’nin Virginia eyaletinde başvurucu ölüm cezasını gerektiren bir suç işlemesi dolayısıyla İngiltere’ye kaçmış ve sığınma talebinde bulunmuştur. Uzun sürecek yargılama ve infaz süresi, kişinin ölüm koridoru olgusuyla karşı karşıya kalmasına sebep olacağından, İHAM, kişinin geri verilmesi halinde İHAS m.3 bakımından ihlalin söz konusu olacağına hükmetmiştir.

Sığınma talebinde bulunan kimsenin bedensel bir cezaya maruz kalacağı ülkeye geri göndermesi halinde İHAS m.3 ihlalleri gündeme gelebilir. Gönderilecek ülkede, taşlanarak öldürme ve kırbaçlama gibi cezaların mevcudiyeti bedensel ceza kapsamında değerlendirilmektedir. D. ve Diğerleri V. Türkiye[29] kararına konu olan olayda İHAM, İran Demokratik Kürdistan Partisi faaliyetlerine katılmaları sebebiyle işkenceye uğrayan ve haklarında kesinleşmiş bedensel cezaların bulunduğu başvurucuların İran’a geri gönderilmesi halinde İHAS m.3’ün ihlal edileceğine hükmetmektedir. Diğer taraftan, Jabbari V. Türkiye[30] kararında, İHAM, geri gönderilmesi halinde taşlanarak öldürülecek ve kötü muameleye maruz kalacak başvurucunun geldiği ülkeye geri gönderilmesinin İHAS m.3 ihlali olacağına karar vermiştir.

B)  İNSANİ OLMAYAN KOŞULLARDA TUTMA

İHAM’ın yerleşmiş içtihatlarına göre, devlet, gözetimi altında tuttuğu kişilerin fiziksel ve psikolojik sağlıklarını korumakla yükümlüdür. Bu korumadan gözaltında tutulanlar, tutuklular, hükümlüler ve konu kapsamımız içinde yer alan sınırdışı edilmek üzere tutulan yabancılar gibi, özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes yararlanır. Bir kimse özgürlükten yoksun kaldığında kişi kendini kötü hissedip, utanç, elem, aşağılanma ve korku gibi birçok duyguya kapılabilir. Ancak bunlar İHAS’ın 3. maddesine ilişkin bir ihlal yaratmaz. Bu tür özgürlükten yoksun bırakma cezalarının doğası gereği bireylerin bu tür duyguları hissetmeleri olağandır. Fakat, devlet İHAS m.3 gereğince özgürlüğünden alıkoyulan bireyleri, insan onuruna uygun koşullarda tutmayı sağlamalıdır. İHAS m.3 hükmünün inceleme alanı bireylerin fiziksel ve psikolojik olarak dirençlerini kırabilecek tutulma şartları yahut bireylere yapılan muamelelerdir.

İHAM, tutma koşulları ile ilgili gelen başvuruda “makul şüphenin bulunmasını” yeterli görmüştür. başvurucunun özel durumlarını ve tutulduğu ortamın özelliklerini şikayeti incelerken bir bütün olarak değerlendirir.[31]

Bu muameleleri dört ayrı grup olarak tasniflediğimizde:

                • Sağlıksız koşullarda tutma,
                • Hasta, sakat ve küçükleri tutma,
                • Yüksek güvenlikli rejimde tutma,
                • Tutulanlara yapılan diğer muameleler başlıkları ortaya çıkmaktadır.

Sağlıksız koşullarda tutmanın 3. Maddenin ihlali sayılan kararlarda ortak olarak gözlemlenen hallerde bireylerin en temel ve basit ihtiyaçlarının karşılanamadığını görmekteyiz. Besin ve uyuma ihtiyacı, egzersiz yapabilme ve aydınlanma gibi gereksinimler yeterince ya da hiç karşılanamaz. Bunların karşılanamaması bireylerin insan onuruna uygun bir yaşam sürememesine neden olur ve bu nedenle İHAS m.3 ihlali gündeme gelir.

Dougaz V. Yunanistan[32] kararında başvurucunun tutulduğu koğuşunda hijyen koşulları sağlanmadığı, sıcak su, temiz hava, uyuma gibi ihtiyaçlarının karşılanmadığı daha sonra nakledildiği bir diğer tutma merkezinde de aydınlanma ve sıcak su ihtiyaçlarının karşılanmasına ragmen bir önceki merkezin koşullarından çok da farklı olmadığını iddia etmiştir. İHAM yaptığı incelemeler sonucunda, başvurucunun özellikle çok kalabalık bir ortamda tutulduğunun ve bunun uzun sürelerle gerçekleştiğini göz önüne alarak İHAS m.3’ün ihlaline karar vermiştir.

Benzer bir dava olan Riad ve Idıab V. Belçika[33] kararında da başvurucuların sığınma talebi süreçlerinde uzun süre transit bir bölgede tutulmuşlar buranın fiziki koşulları içinde başvurucuların uzun süre kalmışlardır ve bu zaman zarfında da başvurucuların ihtiyaçları karşılanmamış ve dolayısıyla Mahkeme İHAS m.3 ihlali olduğuna karar vermiştir.

Çok yüksek güvenlikli tutmalarda, bireylerin tamamen sosyal ve duygusal olarak yalıtılmasını mahkeme 3. Maddenin ihlali olarak yorumlar. Çünkü bu durumlar Ilaşçu ve diğerleri V. Moldova ve Rusya[34] kararında da belirtildiği gibi kişilerin ruhsal sağlığında tahribat bırakabileceğinden bu tür müdahaleler insan onuruna aykırıdır.

Hasta, sakat ve yaşlılara yönelik tutma müdahalelerini incelemeye aldığımızda Price V. Birleşik Krallık[35] davasında başvurucunun iki bacağı ve iki kolu sakattır. Başvurucunun cezaevine yerleştirilmeden önce bir gece tutulduğu nezarethanin aşırı soğuk olması ve tuvaletin tekerlekli sandalyeye uygun olmaması, ayrıca yatağın çok sert olmasından dolayı başvurucu, tekerlekli sandalyede uyumaya mecbur bırakılmıştır. Cezaevinde de bu durumlar devam etmiştir. Mahkemece verilen kararda, yetkililerin başvurucuyu aşağılama kastının bulunmadığını tespit ettikten sonra başvurucunun engelli durumunu göz önüne alınmadan böyle koşullarda tutulmasının 3. Maddenin ihlali olarak karar vermiştir. Bu karardan, İHAM’ın özgürlükten yoksun kalmış kişilerin hasta veya engelli olmasından dolayı salıverilmesi gerektiğine hükmetmez. Bu kriterlerdeki başvurucuların özel durumlarına uygun bir şekilde tutulması yönünde devletlere sorumluluk yükler.

Tutulan kişilere yapılan diğer müdahalelere baktığımızda, bireylerin, tutukluluk ve hükümlülük hallerinde kamu düzeni gereğince çıplak aranabilir. Fakat bunun Iwanczuk V. Polonya[36] kararında da belirtildiği gibi insan haysiyetine uygun bir biçimde yapılması gerekmektedir.

Başka bir müdahale olan zorla saç kazınmasında ise Yankov V. Bulgaristan[37] kararında başvurucunun hücreye sokulmadan önce saçlarının kazınmasını mahkemeye göre kural olarak müdahaleye maruz kalan kişilerin utanmalarına yol açan bir muameledir. Bu muamelenin hiçbir haklı gerekçesi olmayıp keyfi bir şekilde yapılmış insan onuruna aykırı bir muameledir.

Tutulan kişilere yönelik yapılan bir diğer müdahale ise bireylerin haksız olarak kelepçelenmesidir. İHAM’ın verdiği kararlara göre kelepçeleme somut olaydaki davaların koşuluna göre yapılması gereken bir işlemdir. Şayet kişinin suç sabıkası varsa ve örneğin D.G V. İrlanda[38] kararında olduğu gibi  mahkemeden cezaevine  nakil sırasında kişinin kelepçelenmesi makuldür. Ancak söz konusu kişiler kaçma teşebbüsünde bulunamayacak halde iseler Mouisel V. Fransa[39] ve Henaf V. Fransa[40] kararlarında olduğu gibi kelepçenin takılması meşru ve ölçülü bir eylem olmaktan çıkar.

IV. SONUÇ

Sığınmacılık, uzun yıllardır uluslararası hukukta üstünde çözüm üretilmeye çalışılan bir insanlık sorunudur. Her ne kadar bu konuyla ilgili çeşitli sözleşmeler, metinler ortaya konulsa dahi, içerdikleri hükümlerin kapsayıcı olmadığını özellikle modern dünyanın sorunlarını karşılayamadığını söyleyebiliriz. Makalemizde bu temel uzlaşı metinlerinin yerine tamamlayıcı koruma olarak da tanımlanan İHAS ve karar mercii İHAM’ın verdiği kararların ve oluşturdukları içtihatların, bireylerin mağduriyetlerini daha etkili bir biçimde giderdiklerini, örnek kararlar ile açıkladık.

Bireylerin ülkelerinden başka bir ülkeye sığınma sürecindeki yaşanılan sorunların özellikle İHAS m.3 ihlalini gündeme getirdiği görülmektedir. Makalemizde İHAS m.3 ile ilgili verilen kararları bireylerin, geri gönderileceği ülkede şiddet  riskine maruz kalma ihtimaline ilişkin verilen kararlar ve bireylerin sığınma hakkını elde etmeye çalıştığı süreçlerde devlet gözetimi altında tutulduğu süreçlerdeki yaşanılan ihlaller olarak iki gruba ayırıp bunların hangi durumlarda ihlale vardığını açıkladık.

Geri gönderileceği ülkede şiddet riskine maruz kalma ihtimaline ilişkin verilen kararlarda başvurucunun “gerçek bir risk” altında olup olmadığı göz önünde bulundurulur. Başvurucunun özel koşulları, geri gönderileceği ülkedeki genel durum ve geri gönderilmede taahhüt edilen esas ve usuli güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı “gerçek bir riskin” varlığının ortaya konulmasındaki kriterlerdir. İHAM’ ın gerçek bir riski araştırdığında karar tarihindeki mevcut materyalleri kullanır ve mahkeme başvurucudan riski kanıtlamasını bekler. İHAM’ın istisnai olarak gerekli gördüğü takdirde re’sen araştırma yaptığı söylenebilir.

Bireylerin devlet gözetimi altında tutma koşullarının ihlaline ilişkin verilen kararlarda, mahkeme özellikle kişilerin bu tutma halinde fiziksel ve psikolojik dirençlerinin kırılıp kırılmadığını, başvuranın yaşı, cinsiyeti ve sağlığı ile tutulduğu yerin koşullarını göz önünde alarak bir değerlendirme yapmaktadır.

Kaynakça ve Dipnotlar
Dipnotlar

[1] Tevfik Odman, Mülteci Hukuku, AÜSBF İnsan Hakları Merkezi Yayınları, Ankara 1995, s.14.

[2] United Nations High Commissioner for Refugees (UNHCR), Self-study module 1: An Introduction to International Protection: Protecting persons of concern to UNHCR, Cenevre 2005, s. 5-6.

[3] UNGA, “United Nations Relief and Rehabilitation Administration”, (A/RES/6), 01.02.1946.

[4] Odman, a.g.e., s.18.

[5] “Charter of the United Nations”, İmza Tarihi: 26.06.1954, Yürürlük Tarihi: 24.10.1945.

[6] BOZOVALI Esin, Geri Göndermeme İlkesi ve Sığınma Hakkı: Türkiye’nin Batı Sınırındaki Düzensiz Göçe Yönelik Uygulamaların AİHM Kararları Işığında Değerlendirilmesi, (Yüksek Lisans Tezi, Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku, İstanbul, 2019), s.11

[7] “1947 yılı temmuz ayında 3 yıllık görev süresi ile geçici nitelikteki Uluslararası Mülteci Örgütü (UMÖ) kurulmuştur. Görev alanına sadece Avrupalı mülteciler girmekle birlikte mülteci sorununun her safhası ile ilgilenen ilk uluslararası örgüt olması nedeniyle UMÖ, mülteci sorununun çözümünde özel bir yere sahiptir. UMÖ’nun görev süresi başlangıçta 3 yıl olarak tespit edilmiş olsa da kuruluş, görevini resmi olarak Şubat 1952’de tamamlamıştır. UMÖ Anayasası “mülteci” kavramını ilk defa kodifiye eden uluslararası sözleşme olmuştur.”, ÖZCAN Mehmet, Avrupa Birliği Sığınma Hukuku: Ortak Bir Sığınma Hukukunun Ortaya Çıkışı, Ankara 2005, s. 8.

[8] CAŞIN Mesut Hakkı, Modern Uluslararası Hukukun Temel Esasları, Cilt: II, İstanbul 2013, s. 1377.

[9] http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/179-199.pdf Erişim Tarihi: 25.5.2020.

[10] AKBATUR Fahrünnisa, “Çocuk Hakları Sözleşmesi Işığında Mültecilik Ve Çocuklar, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Cilt: 16, S: 1-2, 1996, s. 2.

[11] KILIÇ Taner, “Bir İnsan Hakkı Olarak Sığınma Hakkı”, s. 6, http://www.multeci.net/index.php?option=com_content&view=article&id=59:br-nsan-hakki-olarak-ltca-&catid= 35:goc-ve-multe cilik&Itemid=14, Erişim Tarihi: 20.5.2020

[12] ÖZCAN, s. 23.

[13] AKBATUR, s. 2.

[14] ÖZCAN, s. 22.

[15] BOZAVALI Esin, GERİ GÖNDERMEME İLKESİ ve SIĞINMA HAKKI: Türkiye’nin Batı Sınırındaki Düzensiz Göçe Yönelik Uygulamaların AİHM Kararları Işığında Değerlendirilmesi,2019,sy. 23

[16] JASTRAM Kate / ACHİRON Marilyn, Refugee Protection: A Guide To International Refugee Law, 2001. Sy.8

[17] BARKIN Ersan, “1951 Tarihli Mülteciliğin Önlenmesi Sözleşmesi”, Ankara Barosu Dergisi, Sayı: 2014/1, sy.338

[18] UZUN Elif, “Uluslararası Mülteci Hukuku”, Uluslararası Hukuk II, (Editör: Ayşe Nur Tütüncü, Elif Uzun), Eskişehir 2013, s. 123.

[19] EROĞLU Ender Canan/TAŞKIRAN Ruken, “Sığınma Hakkı Ve Mültecilerin Durumu”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı:1, Ankara 2002, s. 113.

[20] BOZOVALI Esin, s.19.

[21] F.G. v. İsveç, Başvuru No. 43611/11, Karar Tarihi: 23.03.2016, p.110.

[22] Bensaid v. Birleşik Krallık, Başvuru No.44599/98, Karar Tarihi: 06.02.2001, p.46.

[23] Chahal V. Birleşik Krallık Başvuru no: 22414/93

[24] Abdolkhani ve Karimnia V. Türkiye Başvuru no: 30471/08

[25] Vilvarajah V. İngiltere Başvuru no: 13163/87

[26] Cruz Varas ve Diğerleri V. İsveç Başvuru no: 15576/89

[27] Bader ve Kanbor V. İsviçre Başvuru No: 13284/04

[28] Soering V. İngiltere Başvuru no: 14038/88

[29] D. ve Diğerleri V. Türkiye Basvuru no: 24245/03

[30] Jabbari V. Türkiye Başvuru no: 40035/98

[31] DOĞRU Osman, NALBANT Atilla, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar 1. Cilt, Ankara, 2012

[32] Dougaz V. Yunanistan Başvuru no: 40907/98

[33] Riad ve Idıab V Belçika B.no: 29787/03 v 29810/03

[34] Ilaşçu ve diğerleri V. Moldova ve Rusya Başvuru no: 48787/99

[35] Price V. Birleşik Krallık Başvuru no: 33394/96

[36]Iwanczuk V. Polonya Başvuru no: 25196/94

[37] Yankov V. Bulgaristan Başvuru no: 39084/97

[38]D.G V İrlanda Başvuru no: 39474/98

[39] Mouisel V. Fransa Başvuru no: 67263/01

[40] Henaf V Fransa Başvuru no: 65436/01

Yazılı ve Online Kaynaklar

AKBATUR Fahrünnisa, “Çocuk Hakları Sözleşmesi Işığında Mültecilik Ve Çocuklar, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Cilt: 16

BARKIN Ersan, “1951 Tarihli Mülteciliğin Önlenmesi Sözleşmesi”, Ankara Barosu Dergisi, Sayı: 2014/1

BOZOVALI Esin, Geri Göndermeme İlkesi ve Sığınma Hakkı: Türkiye’nin Batı Sınırındaki Düzensiz Göçe Yönelik Uygulamaların AİHM Kararları Işığında Değerlendirilmesi,Yüksek Lisans Tezi, Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku 2019

CAŞIN Mesut Hakkı, Modern Uluslararası Hukukun Temel Esasları, Cilt: II, İstanbul 2013

DOĞRU Osman, NALBANT Atilla, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar 1. Cilt, Ankara, 2012

EROĞLU Ender Canan/TAŞKIRAN Ruken, “Sığınma Hakkı Ve Mültecilerin Durumu”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı:1, Ankara 2002

JASTRAM Kate / ACHİRON Marilyn, Refugee Protection: A Guide To International Refugee Law, 2001.

KILIÇ Taner, “Bir İnsan Hakkı Olarak Sığınma Hakkı”, s. 6,

ÖZCAN Mehmet, Avrupa Birliği Sığınma Hukuku: Ortak Bir Sığınma Hukukunun Ortaya Çıkışı, Ankara 2005

United Nations High Commissioner for Refugees (UNHCR), Self-study module 1: An Introduction to International Protection: Protecting persons of concern to UNHCR, Cenevre 2005

UZUN Elif, “Uluslararası Mülteci Hukuku”, Uluslararası Hukuk II, (Editör: Ayşe Nur Tütüncü, Elif Uzun), Eskişehir 2013

Tevfik Odman, Mülteci Hukuku, AÜSBF İnsan Hakları Merkezi Yayınları, Ankara 1995, s.14.

http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/179-199.pdf , Erişim Tarihi: 25.05.2020

İHAM Kararları

Abdolkhani ve Karimnia V. Türkiye Başvuru no: 30471/08

Bader ve Kanbor V. İsviçre Başvuru No: 13284/04

Bensaid v. Birleşik Krallık, Başvuru No.44599/98, Karar Tarihi: 06.02.2001, p.46. Chahal V. Birleşik Krallık Başvuru no: 22414/93

Cruz Varas ve Diğerleri V. İsveç Başvuru no: 15576/89

D. ve Diğerleri V. Türkiye Basvuru no: 24245/03

D.G V İrlanda Başvuru no: 39474/98

Dougaz V. Yunanistan Başvuru no: 40907/98

F.G. v. İsveç, Başvuru No. 43611/11, Karar Tarihi: 23.03.2016, p.110.

Henaf V Fransa Başvuru no: 65436/01

Ilaşçu ve diğerleri V. Moldova ve Rusya Başvuru no: 48787/99 Iwanczuk V. Polonya Başvuru no: 25196/94

Jabbari V. Türkiye Başvuru no: 40035/98 Mouisel V. Fransa Başvuru no: 67263/01

Price V. Birleşik Krallık    Başvuru no: 33394/96 Riad ve Idıab V Belçika B.no: 29787/03 v 29810/03 Soering V. İngiltere Başvuru no: 14038/88 Vilvarajah V. İngiltere Başvuru no: 13163/87 Yankov V. Bulgaristan Başvuru no: 39084/97

Bir Cevap Yazın