2020

İdare Hukuku E-Bülten

Ayasofya’nın İbadete Açılmasına İlişkin

Karar Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması amacı ile verilen Bakanlar Kurulu Kararının iptaline ilişkindir. Ayasofya Camii’nin yeniden müzeye çevrilmesi konulu davada davacı, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararındaki imzaların gerçekliğinin grafolojik yönden incelenmesi gerektiğini, 1924 Anayasası’nın 52. maddesi gereğince kararnamelerin Resmî Gazete’de yayımlanması ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmesi gerekirken bu şartlara uyulmadığını, kararda imzaları bulunan bazı bakanların karar tarihinde Ankara dışında olduklarının Meclis tutanakları ile sabit olduğunu, Ayasofya’nın tapu kaydında “müze” değil, “cami” ifadesinin yer aldığı ve UNESCO’nun resmi internet sitesinde müze olarak tanımlanmadığını, vakıf malı olan Ayasofya’nın vakfiyesine uygun bir şekilde cami olarak kullanılması gerektiğini, vakfedenin iradesine aykırı hareket edildiği, Ayasofya’nın Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsisine yönelik alınmış bir karar bulunmadığını ileri sürerek dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının iptalini istemektedir. Davalı idarenin savunması ise “1934 yılında yürürlüğe konulan Bakanlar Kurulu Kararına karşı yıllar sonra dava açılamayacağı, davacının Başbakanlığa ve diğer kurumlara Ayasofya ile ilgili olarak zaman zaman başvurularda bulunduğu, davaya esas başvuru içeriğinin bir öncekinden farksız olduğu, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının iptali hususunda muhtelif davalar açıldığı, yine aynı işleme karşı davacı tarafından daha önce açılan davanın reddedildiği ve bu kararın kesinleştiği, Ayasofya Camii’nin 1470 tarihli Mehmed Han-ı Sanî Bin Murad Han-ı Sanî Vakfı vakfiyesinden olup söz konusu Vakfın tüzel kişiliğe sahip bir mazbut vakıf olduğu ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce temsil ve idare edildiği; Devlet idaresinin en yüksek karar organı olan Bakanlar Kurulunun idare alanında genel karar organı olduğu, Anayasa ve kanunlarla kendisine ayrıca ve açıkça yetki verilmemiş olsa bile, idare alanında “kanuna dayanmak” ve “Anayasaya ve kanunlara aykırı olmamak” şartıyla istediği her işlemi yapmak konusunda yetkili olduğu; Ayasofya’nın tahsis ve kullanım şeklinin değiştirilmesinin yürütmenin takdirinde olduğu, ulusal ve uluslararası koşullar ile iç hukukumuz çerçevesinde Bakanlar Kurulunca bu konuda her zaman karar alınabileceği, Bakanlar Kurulu Kararında yer alan imzaların sahte olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığı öne sürülerek, davanın reddi gerektiği” olarak belirtilmiştir. Danıştay 10. Dairesince, dosyada konu ile ilgili inceleme yapılmasını gerektirecek yeterli emare bulunmadığı kanaatine ulaşıldığından söz konusu imzaların gerçekliğiyle ilgili inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Danıştay 10. Dairesi Esas No: 2016/16015  Karar No: 2020/2595 

Nazlı Demir

Milli Eğitim Bakanlığı 1709 Şube Müdürlüğü Kadrosu için, Görevde Yükselme Yazılı ve Sözlü Sınavında Başarılı Olup Atamalar Sırasında Yalnızca Sözlü Sınav Puanının Esas Alınması Sonucu Atanamayan ve Bu İşleme Karşı Herhangi Bir Dava Açmayan Davacıların, Bu Atamaların Dayanağı Düzenleyici İşlemlerin Yargı Kararı İle Yürütmesinin Durdurulması Üzerine Kendilerine de Yeniden Tercihte Bulunma Hakkı Verilmesi İstemiyle Yaptıkları Başvuruların Reddi Üzerine Açtıkları Davalara İlişkin 

Ortaokulunda görev yapmakta olan davacının 29/12/2013 tarihinde yapılan Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Şube Müdürlüğü yazılı sınavında (80) puan ve sözlü sınavında (71,20) puan almasını müteakip 21/27 Ekim 2015 tarihinde yapılan tercih alımlarında tercih hakkı tanınarak atamasının yapılması istemiyle yapmış olduğu başvurunun reddine dair işlemin iptali istenilmiştir. Başvuruya konu olan kararlarda aykırılığı, Milli Eğitim Bakanlığı şube müdürlüğü görevde yükselme yazılı ve sözlü sınavında başarılı olup atamalar sırasında yalnızca sözlü sınav puanının esas alınması sonucu atanamayan ve bu işleme karşı herhangi bir dava açmayan davacıların, bu atamaların dayanağı düzenleyici işlemlerin yargı kararı ile yürütülmesinin durdurulması üzerine kendilerine de yeniden tercihte bulunma hakkı verilip verilmeyeceği hususu oluşturmaktadır. Olayda, 16/04/2014 tarihinde gerçekleştirilen atama işlemleri sözlü sınav puanı esas alınmak suretiyle yapılmış olup, bu uygulamanın dayanağı 12/10/2013 tarih ve 28793 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmeliğin 21. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “şube müdürü, tesis müdürü ve basımevi müdürleri bakımından sözlü sınav; diğer görevler bakımından yazılı sınav sonuçları esas alınarak oluşturulan başarı listesi üzerinden, tercihlerde dikkate alınarak puan üstünlüğüne göre atama yapılır.” düzenlemesidir. Anılan Yönetmelik hükmünün dayanağı ise, 31/08/2013 tarih ve 28751 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmeliğin 9. maddesi ile 15/03/1999 tarih ve 99/12647 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmeliğe eklenen “Başarı Sıralaması” başlıklı 12/B maddesinin birinci fıkrasında yer alan başarı puanının, şube müdürü, müdür ve bunlarla aynı düzeydeki diğer kadrolara atanacaklar için sözlü sınav puanı esas alınmak suretiyle tespit edileceğine ilişkin kuraldır. Bahsedilen her iki Yönetmelik kuralının da yürütülmesi, Danıştay Beşinci Dairesinin 06/03/2014 tarih ve E:2013/8367 sayılı, Danıştay İkinci Dairesinin 29/04/2014 tarih ve E:2013/10363 sayılı kararlarıyla; başarı sıralamasının yalnızca başarı kriterleri daha muğlak olan sözlü sınav sonuçlarına göre oluşturulmasının, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen Hukuk Devleti ilkesiyle bağdaşmayacak şekilde etkin yargısal denetimin yapılmasının engellenmesi nedeniyle hukuka aykırı bulunarak durdurulmuştur. Aykırılığın giderilmesi istemine konu kararlardaki davacılar sözlü sınavda başarılı olarak tercihte bulunmuş, sözlü sınav puanına göre tercihlerine atanamamış ve bu işleme karşı dava açmamışlardır. Bununla birlikte, yukarıda anılan yargı kararları ile hukuka aykırılığı ortaya konulan düzenleyici işlemler hakkında verilen yürütmenin durdurulması yolundaki kararların, aykırılığın giderilmesi istemine konu kararların davacılarının da hukuki durumunu etkilediği, gelinen noktada bu kişilere de yazılı ve sözlü sınavın aritmetik ortalaması esas alınmak suretiyle tercihte bulunma hakkı verilmesi ve yeniden bir değerlendirme yapılması gerektiği açıktır. Kaldı ki, Ankara 7. İdare Mahkemesi’nin 26/02/2015 tarih ve E:2014/955, K:2015/341 sayılı kararıyla 1709 atamanın iptaline karar verilmiş, anılan karar Danıştay İkinci Dairesinin 15/10/2015 tarih ve E:2015/3097, K:2015/8038 sayılı kararıyla kesin olarak onanmıştır. Netice itibarıyla aykırılığın iptal kararları doğrultusunda giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Esas No: 2020/4, Karar No: 2020/14 

Sema Acar

Yorum yap