Makaleler

Koronavirüs Salgını Kapsamında Elektronik Ticaret ile İlgili Merak Edilenler

M. Tarık Güleryüz
LBF Partners, Ortak Avukat

Belirli yaş grupları için uygulanmaya başlanan sokağa çıkma yasağı kademeli olarak kaldırılmış olsa da 27-28 Haziran’da gerçekleştirilecek olan Yükseköğretim Kurumları Sınavı [“YKS”] gibi önemli etkinlikler nedeniyle hafta sonu kısıtlamaları devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart’ta pandemi olarak ilan edilen bu bulaşıcı hastalığın hüküm sürdüğü dönemde, resmi olarak sokağa çıkmaları yasaklanan yaş gruplarının yanı sıra, yasak kapsamına dahil olmayanların da toplum sağlığının korunmasına katkı sağlamak üzere #EvdeKal sloganıyla zorunlu olmadıkça evden çıkmadığı bilinen bir gerçek haline geldi. Kalabalık insan gruplarının temasını azaltmak ve Covid-19’un yayılmasını önlemek amacıyla, pandemi süresince hükümet tarafından bu gibi pek çok adım atılmıştır ve görünen o ki bir süre daha böyle önlemler alınmaya devam edilecektir.  Örneğin İçişleri Bakanlığı’ndan bugün yayımlanan “Düğün Genelgesi” uyarınca düğünlerin hangi şartlarda ve kaç saat düzenlenebileceğine ilişkin detaylı önlemler paketi açıklanmıştır.

Dünya ve Türkiye genelinde yaşanan tüm bu gelişmeler pek tabii toplumun alışveriş alışkanlıklarını gözle görülür bir şekilde değiştirmektedir. Artık elektronik ticaret [“e- ticaret”] sitelerini kullanarak alışveriş yapmak, alışveriş için tercih edilen yöntemlerin başında gelmektedir. E-ticaret sitelerine artan ilgi ve sipariş yoğunluğunun öngörülenden fazla olması bu alandaki hukuki sorunları da doğal olarak arttırmaktadır.

Bu yazımızda pandemi süresince yoğunlaşan e- ticaret sektöründe ülkemizde ortaya çıkan ve çıkması muhtemel sorunların hukuki boyutuna ve bu sorunların halline ilişkin çözüm önerilerimize yer vereceğiz.

1. Tüketicilerin elektronik ortamda -genelde okumadan- “kabul ediyorum” butonuna bastığı mesafeli sözleşmeler hukuken ne anlam ifade etmektedir? Tüketicilere ne gibi haklar sağlamaktadır? Mesafeli sözleşmelerde nelere dikkat etmek gerekir?

 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun [“TKHK”] madde 48 f.1’de mesafeli sözleşmeler tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre, tüketici hukukunda mesafeli sözleşmeler tarafların mektup, katalog, telefon, faks, radyo, televizyon, elektronik posta mesajı, kısa mesaj, internet gibi fiziksel olarak yüz yüze gelmedikleri sözleşmelerin tümünü kapsar. Örneğin bir elektronik ticaret [“e-ticaret”] sitesinden ürün satın alındığında alıcı ile satıcı arasında kurulan sözleşme “mesafeli satış sözleşmesi” olarak adlandırılır.

Mesafeli sözleşmeler kanun koyucu tarafından içeriği oldukça sınırlandırılmış ve regüle edilmiş sözleşme tipleridir. Mesafeli sözleşmeler genel olarak tüketicinin, satıcı/sağlayıcıdan talep ettiği hizmetin türüne göre isimlendirilir. Başlı başına ayrı bir yönetmeliğe tabi olan finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşmeler buna bir örnektir. Ancak, 7 Kasım 2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 48 inci ve 84 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmış ve 27 Kasım 2014 tarihli 29188 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olan Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği uyarınca; finansal hizmetler, otomatik makineler aracılığıyla yapılan satışlar, halka açık telefon vasıtasıyla telekomünikasyon operatörleriyle bu telefonun kullanımı, bahis, çekiliş, piyango ve benzeri şans oyunlarına ilişkin hizmetler, taşınmaz malların veya bu mallara ilişkin hakların oluşumu, devri veya kazanımı, konut kiralama, paket turlar, devre mülk, devre tatil, uzun süreli tatil hizmeti ve bunların yeniden satımı veya değişimi, yiyecek ve içecekler gibi günlük tüketim maddelerinin, satıcının düzenli teslimatları çerçevesinde tüketicinin meskenine veya işyerine götürülmesi, kanunen öngörülen bazı yükümlülükler saklı kalmak koşuluyla yolcu taşıma hizmetleri, malların montaj, bakım ve onarımı, bakımevi hizmetleri, çocuk, yaşlı ya da hasta bakımı gibi ailelerin ve kişilerin desteklenmesine yönelik sosyal hizmetler ile ilgili sözleşmelerin bu yazımız kapsamı dışında olduğunu önemle hatırlatırız. Zira, sayılan hizmetlere, Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği uygulanamamaktadır.

Mesafeli sözleşmelerin en temel özelliği tarafların eş zamanlı varlığı olmadan kurulmasıdır. Genel olarak elektronik ortamda kurulan mesafeli sözleşmelerde tüketiciye, sözleşme üzerinde değişiklik hakkı tanınmaz ve tüketici “kabul ediyorum” butonuna basmadıkça bir sözleşme oluştuğundan bahsedilemez.

Zamanın kısıtlı olması, tüketicinin hukuki terimlere hâkim olmaması veya Pandemi süreci gibi acil ihtiyaçların karşılanmasının zaruri olması ve tüketicinin alışveriş için başvuracağı başka bir yöntemin olmadığı dönemlerde, çoğu zaman tüketiciler mesafeli sözleşmeleri okumadan “kabul etme” eğilimindedirler. Bu sayılanlar gibi birçok husus kanun koyucu tarafından da dikkate alınmış ve mesafeli sözleşmelerde tüketicinin korunması için birtakım düzenlemeler yapılmıştır.

Bu kapsamda mesafeli sözleşmelere, satıcı veya sağlayıcı borcunu ifa etmediği halde tüketiciyi haksız yere sorumluluk altına sokan kayıtlar, satıcı veya sağlayıcının bir fiili ile tüketiciyi zarara uğratmasına rağmen sorumlu olmadığına ilişkin kayıtlar, satıcı veya sağlayıcının sözleşmeyi nedensiz yere feshedebileceğine dair kayıtlar, tüketici borcunu yerine getirmediğinde orantısız bir yaptırıma uğramasını öngören kayıtlar, satıcı veya sağlayıcı tarafından sözleşmenin koşullarının değiştirilebileceğine ilişkin kayıtlar konulamaz. Hukukumuzdaki düzenlemeye göre bu türde kayıtlar hem geçersizlik yaptırımı ile karşılaşacak hem de TKHK madde 77 uyarınca bu kayıtları kullanan kişiler hakkında idari para cezasına hükmedilecektir.

Hal böyle olmakla birlikte, sözleşmelerin tüketiciler tarafından dikkatle okunması şarttır.  Mesela ürünün cayma hakkı kapsamında iadesi için sözleşmede bir kargo firması belirtilmişse, tüketicinin o firma vasıtası ile ürünü göndermemesi, iade masraflarını ödemekle yükümlü olmasına sebep olabilir.  Özellikle cayma hakkına ilişkin sözleşme maddelerine tüketicilerin dikkat etmesi gerekmektedir.

2. E- ticaret sitelerinde oluşan sipariş yoğunluğu sebebiyle ürünlerin zamanında tüketiciye ulaştırılmaması durumunda tüketicinin ne gibi hakları vardır?

Öncelikle mesafeli satış sözleşmesinde ürünün teslimi için taahhüt edilmiş bir sürenin olup olmadığı incelenmelidir. Bu noktada değinmek gerekir ki mal satışları bakımından taahhüt edilen süre TKHK madde 48/3 gereği her halükârda 30 [otuz] günü geçemez. Belirtilen sürede ürün tüketiciye ulaştırılmadığında, tüketici sözleşmeyi sona erdirebilir ve sona erdirme halinde satıcı satış bedelini tüketiciye 14 [on dört] gün içinde faizi ile iade etmek zorundadır. Ancak, söz konusu faiz ile iade yükümlülüğüne satıcılar / sağlayıcılar çoğunlukla uymamakta ve tüketiciler de ekstrelerine iade edilen tutarların faizli olup olmadığına dikkat etmemektedirler. Pandemi süresince internet üzerinden sipariş edilip de iade edilen bedelin faizini talep etmek şöyle dursun, bedelin iade edilmesi başlı başına bir sorun haline gelen vakalarla sıklıkla karşılaşılmaktadır

3. Tüketici tarafından sipariş verildikten sonra ürünün stoklarda olmadığının fark edilmesi halinde satıcının teslim sorumluluğu sona erer mi?

Siparişi verilmiş bir ürünün stokta bulunmadığı gibi bir gerekçe, satıcıyı ürünü teslim sorumluluğundan kurtarmadığı gibi bu türde bir davranış ayrıca satıcı aleyhine idari para cezasına da yol açar. Ne var ki günümüzde Covid-19 nedeniyle alınan tedbirler kapsamında satıcının deposundan alıcının belirttiği adrese malı götürebilmek mümkün değil ise artık burada kısmi bir imkansızlıktan bahsedilebilecektir. Böyle bir durum üzerine satıcı tüketiciye bu durumu 3 (üç) gün içinde yazılı yolla [e-mail, sms vb.] bildirmeli ve varsa malın tüketiciye teslim masrafları da dahil olmak üzere tahsil edilen tüm ödemeleri iade etmelidir. Satıcı veya sağlayıcı, tüm geri ödemeleri, tüketicinin satın alırken kullandığı ödeme aracına uygun bir şekilde ve tüketiciye herhangi bir masraf veya yükümlülük getirmeden tek seferde yapmak zorundadır.

4. Bazı ürünlere talebin artmasıyla, fiyatlarda çok ciddi artışlar yapılmasının satıcılar bakımından bir yaptırımı var mıdır?

Tüketiciler için bu konuda işleyen bir şikayet mekanizmasının olduğunu belirtmek gerekir. Bu konu ile ilgili Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü’nün HFA-Bildirim şeklinde bir uygulaması bulunmaktadır.

Ayrıca 31 Ağustos 2018 tarihli ve 30521 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile, ilgili Yönetmeliğin “Haksız Ticari Uygulama Olarak Kabul Edilen Örnek Uygulamalar” başlıklı Ek’inin “A – Aldatıcı Ticari Uygulamalar” bölümüne “Girdi maliyeti ve döviz kuru artışı gibi fiyat değişimlerinden etkilenmemesine rağmen bu durumlardan etkileniyormuş gibi hareket ederek tüketiciye sunulan mal veya hizmetin satış fiyatında haklı bir gerekçe olmaksızın artış yapmak’‘ bendi eklenmiştir. Böylelikle satıcının haklı bir gerekçesi olmaksızın fahiş fiyat uygulaması yapması ciddi yaptırımlara bağlanmıştır.

Pandemi süresince ayrıca tüketicilerin yıkıcı fiyatlardan olumsuz yönde etkilendikleri görülmüş ve bunun önüne geçmek amacıyla  14 Ocak 2015 tarihli ve 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna dayanılarak Ticaret Bakanlığınca  hazırlanan Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu Yönetmeliği 28 Mayıs 2020 tarihli ve 31138 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik ile olağanüstü hal, afet ve ekonomik dalgalanma dönemleri ile diğer acil durumlarda faaliyet gösterecek Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu (“Kurul”) oluşturulmuş ve Kurul’un görev ve yetkileri; üretici, tedarikçi ve perakende işletmelerin fahiş fiyat artışı ve stokçuluk uygulamalarının denetlenmesine ve idari para cezalarının uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.

Söz konusu Kurul üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler tarafından;

                • Bir mal veya hizmetin satış fiyatından fahiş artış yapıldığının tespiti halinde, ilgili kişiye 10.000-TL’den (onbinTürkLirası) 100.000-TL’ye (yüzbinTürkLirası) kadar;
                • Piyasada darlık yaratıcı, piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozucu faaliyetler ile tüketicinin mallara ulaşmasını engelleyici faaliyetlerde bulunulduğunun tespiti halinde, ilgili kişiye 50.000-TL’den (ellibinTürkLirası) 500.000-TL’ye (beşyüzbinTürkLirası) kadar

idari para cezası verecektir.

Yukarıdaki aykırılıklar aleyhine her gerçek veya tüzel kişi Kurul’a başvurmak hakkına sahiptir. Böylelikle, içinde bulunduğumuz pandemi dönemi gibi olağanüstü dönemlerde tüketicilerin sadece e-ticaret kanalıyla değil herhangi bir yöntemle yaptıkları alışveriş karşısında yıkıcı fiyat uygulamalarından haksız bir şekilde etkilenmemeleri amacıyla caydırıcı ek önlemler alınmıştır.

5. Bir Ürünün Fiyatının İndirim Dönemi Öncesinde Şeklen Arttırılması ve Bu Suretle İndirim Oranı İle Oynanması Karşısında Tüketicinin Seçenekleri Nelerdir?

Kural olarak bir ürün indirime girdiği zaman “üzeri çizili” olan tutar, o ürünün indirime girmeden önce satıldığı son fiyat olmalıdır. Normal sezon şartlarında malını, indirim döneminde “üzerini çizdiği” tutar üzerinden satmayan satıcı aldatıcı reklam yapıyor demektir. Bu durumda tüketicinin şikayeti ile satıcı aleyhine ciddi idari para cezalarına hükmedilebilir.

TKHK madde 54 uyarınca indirimli satışa konu edilen mal veya hizmetlerin indirimden önceki fiyattan daha düşük fiyatla satışa sunulduğunun ispatı satıcıya aittir. Örnek vermek gerekirse bir uyuşmazlık durumunda satıcı 01.01.2020 – 01.02.2020 tarihleri arasında 10 liradan 7 liraya düşürdüğünü belirttiği bir ürünün 31.12.2019 tarihinde 10 lira olduğunu ispatla yükümlüdür.

Ayrıca bu noktada eklemek gerekir ki satıcının indirim öncesi belirlediği fiyatı belirli bir süre uygulamak gibi bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu konuda yasal bir boşluk olduğunu belirtmek mümkündür. Ancak kanuna uygun ispat vasıtaları kullanılarak, söz konusu uygulamanın Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu Yönetmeliği kapsamına girdiğinin tespiti halinde, alışverişin e-ticaret sitesi üzerinden yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, ilgili uygulamanın sahibi üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler aleyhine şikayet başvurusunda bulunulması da değerlendirilebilir.

6. Web sitelerinde/ çağrı merkezlerinde yoğunluk gibi nedenlerle yavaşlama yaşanması tüketiciler açısından nasıl değerlendirilmelidir?

Burada soruyu yalnız e-ticaret siteleri değil bankalar için de geçerli olacak şekilde farklı bir perspektifte ele almak gerekir. Koronavirüs gündemimize girdiğinden beri insanlarda Covid-19 nedeniyle belli bazı yükümlülüklerin hafiflediğine, askıya alınabileceğine, uygulanmayabileceğine, mazur görülebileceğine ilişkin bir algı oluşmuştur. Bu doğru bir algı olmayıp hatta tam tersine koronavirüs nedeniyle ek yükümlülükler dahi söz konusu olabilir. Örneğin Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’na başvurmak bir seçenek olarak düşünülebilir. Zira, bir e-ticaret sitesi insanların evden çıkamadığı bu süreçte işlem hacimlerinin artacağını öngörmelidir. Bu koşullarda sitelerin artan trafik nedeniyle hizmetlerinin aksamaması için gerekli yatırımları yapması gerekir. Keza, 28 Ekim 2017 tarihli 30224 sayılı Resmî Gazete’de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yayımlanan Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin “Tüketici Hakları” başlıklı 5. Maddesi’nin (h) bendine göre tüketiciler “arızaların giderilmesinde, sağlık, yangın, afet, güvenlik ve benzeri acil durum ve güvenlikle ilgili kurum ve kuruluşlar ile ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, benzer konumdaki tüketiciler arasında ayrım gözetmeme temelinde bir uygulamayı talep etme hakkı” na sahiptir.

Dolayısıyla, Finansal Hizmetlere İlişkin Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği gereğince oluşturdukları sistem çerçevesinde, uzaktan iletişim araçlarını kullanmak veya kullandırmak suretiyle sağlayıcı adına finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşme kurulmasına aracılık eden çağrı merkezi servis sağlayıcılarının tüketicilerin yukarıda anılan asgari haklarını kullandırmak yükümlülüğü bulunmakta olduğundan kanunen uymakla yükümlü oldukları hizmet seviyelerini de sağlamak sorumluluğu altında bulundukları tartışmasızdır.

Web sitelerinde yaşanabilecek aksaklıkları gidermek bakımından ise özellikle mağazalarını kapatıp online sitelere yönlendirme yapan satıcıların kargo süreçlerinde yaşanabilecek aksaklıklara hazırlıklı olmaları ve yaşanabilecek olumsuzluklara karşı tedbirlerini almaları gerekmektedir. Bu açıdan mümkünse birden fazla kargo firması ile çalışmak bir seçenektir ve hatta bu husus basiretli bir tacir olmanın gereğidir.

7. Sepet Miktarına Göre Ürün Gönderimi Sınırlamaları Hukuka Uygun Mudur?

Tüketiciye site içerisinde minimum sepet tutarına ilişkin bilgilendirmede bulunulduğu takdirde herhangi bir hukuka aykırılık durumu ortaya çıkmayacaktır.

8. Kapıda ödeme yöntemi ile ödeme yapılırken kart bilgilerinin kopyalanması halinde sorumluluk kime aittir?

Kart kopyalama işlemi kapıda ödeme sırasında yaşandı ise kurye e-ticaret sitesinin ifa yardımcısı olduğundan hem kargo şirketi hem de e- ticaret sitesi tüketiciye karşı sorumlu olacaktır.

9. E-ticaret sitelerinin hacklenmesi sonucu kredi kartı bilgilerinin ya da tüketicilerin kişisel verilerinin çalınması söz konusu olabilir mi?

Bir e-ticaret şirketinin müşterilerinin kart bilgilerini ve kişisel verilerini bünyesinde saklayabilmesi için birtakım özel prosedürleri yerine getirmesi ve/veya birtakım sertifikalara sahip olması gerekmektedir. Özellikle bir e-ticaret sitesinin kredi kartı bilgisini güvenli bir şekilde saklayabilmesi için Kartlı Ödeme Endüstrisi Veri Güvenlik Standardına [“PCI DSS”] uygun hareket etmesi elzemdir. Uygulamada e-ticaret siteleri genel olarak kredi kartı ile ödeme işlemine aracılık etmesi için bu konuda yeterliliği ve izni olan firmalarla anlaşmaktadırlar. Tüketici, kredi kartı bilgilerini ilgili siteye yazdığında, bilgiler e-ticaret sitesi tarafından değil bahsi geçen şirketler tarafından kontrol edilir ve Bankalar arası işleme sokulur. Yani e-ticaret sitesine kart bilgileri yazılıp ödeme butonuna basıldığında, e-ticaret sitesi kart bilgilerini veri tabanında tutmaz yalnızca ödeme aracısı şirkete aktarır ve bu noktadan sonra Bankalar devreye girer. Kart saklama işleminde de yine genelde e-ticaret siteleri bu konuda yeterliliği olan firmalarla anlaşmaktadırlar. E-ticaret sitesi tarafından ödeme işlemlerinde kartın son dört ya da altı hanesi ile kontrol yapılmaktadır. E-ticaret sitesi hacklendiğinde ise site eğer kart bilgilerini kendisi saklamıyorsa bunlara erişim söz konusu olmaz ancak diğer verilere erişim söz konusu olabilir. Bir veri güvenliği ihlali olduğunda, teknolojik imkan dahilinde kendisinden beklenen önlemleri almayan e- ticaret sitelerinin sorumluluğunun doğacağı açıktır.

10. Mesafeli satış sözleşmelerinde cayma hakkı ne ifade etmektedir?

Mesafeli satış sözleşmelerinde cayma hakkı 6502 sayılı TKHK madde 48’te ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’nin 9-15 Maddelerinde düzenlenmiştir. Tüketici, on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma hakkı süresi, hizmet ifasına ilişkin sözleşmelerde sözleşmenin kurulduğu gün; mal teslimine ilişkin sözleşmelerde ise tüketicinin veya tüketici tarafından belirlenen üçüncü kişinin malı teslim aldığı gün başlar. Ancak tüketici, sözleşmenin kurulmasından malın teslimine kadar olan süre içinde de cayma hakkını kullanabilir.

Cayma hakkı süresinin belirlenmesinde; tek sipariş konusu olup ayrı ayrı teslim edilen mallarda, tüketicinin veya tüketici tarafından belirlenen üçüncü kişinin son malı teslim aldığı gün, birden fazla parçadan oluşan mallarda, tüketicinin veya tüketici tarafından belirlenen üçüncü kişinin son parçayı teslim aldığı gün ve belirli bir süre boyunca malın düzenli tesliminin yapıldığı sözleşmelerde ise, tüketicinin veya tüketici tarafından belirlenen üçüncü kişinin ilk malı teslim aldığı gün esas alınır. Malın satıcı tarafından taşıyıcıya teslimi, tüketiciye yapılan teslim olarak kabul edilmez. Mal teslimi ile hizmet ifasının birlikte yapıldığı sözleşmelerde, mal teslimine ilişkin cayma hakkı hükümleri uygulanır.

Tüketiciye cayma hakkının tanınmasının asıl sebebi tüketicinin korunmasıdır. Tüketicinin koruma amacının var olması satıcıyı da tamamen göz ardı etmeyi gerektirmez. Kanun koyucu bu niyetle tüketiciye bu hakkın kullanımı konusunda sınırsız bir süre tanımamış, satıcı ve sağlayıcıyı da korumak adına on dört günlük bir süre tanımıştır. Ayrıca hakkın kötüye kullanılması teşkil edebilecek durumlar halinde dürüstlük kuralına aykırı olarak cayma hakkını kullanma talebinde bulunan kişi hukuk düzeni tarafından korunmaz.

11. Cayma hakkı hangi hallerde kullanılamaz?

Elektronik ortamda anında ifa edilen sözleşmelerde cayma hakkının uygulanabilirliği yoktur.  Örneğin online ortamda alınan ve ödemenin yapılması ile birlikte bilgisayara kurulumu, satın alınan lisans anahtarı ile gerçekleşen bilgisayar programları bakımından cayma hakkının varlığından söz edilemez. Zira ani teslimli gayri maddi mallarda cayma hakkının kullanım alanı yoktur.

Ayrıca yine tüketicinin özel isteklerine göre hazırlanan ürünler cayma hakkına konu olamaz. Örneğin bir bardağın üzerine isim yazdırılması halinde artık bu bardak cayma hakkı kullanılarak iade edilemez.

Bununla birlikte bandı ambalajı açılmış gazete dergi gibi süreli yayınlar da cayma hakkının kapsamı dışındadır. Bu noktada önemle belirtmek gerekir ki ürünün bandının ya da ambalajının açılması tek başına cayma hakkının kullanılamayacağı anlamına gelmez. Bu noktada özel düzenlemeleri ayrık tutarak bir ayrım yapmak gerekmektedir. Örneğin sağlık ve hijyen açısından ambalajının açılması o üründen beklenen faydayı olumsuz etkileyecekse ya da hijyen açısından sıkıntı oluşturuyorsa ambalajı açılan ürünlerin cayma hakkına konu edilmesi mümkün olmaz. Temizlik ürünleri, sabun, şampuan bu çerçevede değerlendirilebilir.

Piyasada fiyatı finansal dalgalanmalara göre değişen ürünler de cayma hakkına konu olamaz. Çabuk bozulabilen ürünler ya da son kullanma tarihi geçebilecek mallar için de cayma hakkı kullanılmaz.

12. Koronavirüs salgını nedeniyle cayma hakkının kullanılması sonrasında malın iadesinde sorunlar olabilir mi?

Özellikle kargo firmalarının içinde bulunduğumuz pandemi döneminde hükümet tarafından alınan idari önlemlere uyabilmek amacıyla şube sayılarını azalttıkları ya da kapattıkları bir durumda tüketicinin ürünü iadesi zorlaşabilir ya da tüketici salgın dolayısıyla sokağa çıkmak istemediğinden cayma hakkını kanunla gösterilen sürede kullanamayabilir. Kanunda öngörülen bu sürenin tüketicinin hastalandığı ya da sokağa çıkma yasağı gibi sebeplerle konutundan ayrılamadığı durumda ne olacağı tartışmalıdır. Kanaatimizce böyle bir durumda tüketicinin cayma hakkını kullanmak istemesine rağmen kullanamaması cayma hakkından feragat olarak değil bir geçici imkansızlık olarak nitelendirilmelidir. Buna göre bu olağanüstü dönem geçene kadar cayma hakkına ilişkin sürelerin işlemeyeceği kabul edilebilir. Satıcı, mesafeli sözleşme kurulurken tüketicinin okuması ve kabul etmesi için oluşturduğu ön bilgilendirme formunda, iade için öngördüğü taşıyıcıya ilişkin bilgileri vermişse bu taşıyıcıya Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği ekinde bulunan cayma formunu göndermelidir. Nitekim, tüketici, pandemi döneminin olağan üstü koşulları gereği satıcı/sağlayıcıdan sözleşmede bu yönde bir taahhüt olmadıkça cayma hakkı uyarınca ürün iadesi yapabilmesi için evine kurye gönderilmesini talep edemez. Esasen, iade için ön bilgilendirmede belirtilen taşıyıcının, tüketicinin bulunduğu yerde şubesinin olmaması durumunda, ilave hiçbir masraf talep etmeksizin iade edilmek istenen malın tüketiciden alınmasını sağlamakla yükümlü olan satıcının pandemi koşullarında bu yükümlülüğe uyması beklenmemelidir.

Bu konudaki tartışmaların önüne geçmek bakımından, Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’nde tüketici ve satıcıya tanınan diğer kolaylıklardan da yararlanılabilir. Zira, cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin cayma hakkı süresi dolmadan, yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı ile satıcı veya sağlayıcıya yöneltilmesi yeterlidir. Keza, cayma hakkının kullanılmasında tüketici, Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği ekinde yer alan formu kullanabileceği gibi cayma kararını bildiren açık bir beyanda da bulunabilir. Satıcı veya sağlayıcı, tüketicinin bu formu doldurabilmesi veya cayma beyanını gönderebilmesi için internet sitesi üzerinden seçenek de sunabilir.  İnternet sitesi üzerinden tüketicilere cayma hakkı sunulması durumunda satıcı veya sağlayıcı, tüketicilerin iletmiş olduğu cayma taleplerinin kendilerine ulaştığına ilişkin teyit bilgisini tüketiciye derhal iletmek zorundadır.

Sesli iletişim yoluyla yapılan satışlarda, satıcı veya sağlayıcı, Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği ekinde yer alan formu en geç mal teslimine veya hizmet ifasına kadar tüketiciye göndermek zorundadır. Tüketici bu tür satışlarda da cayma hakkını kullanmak için bu formu kullanabileceği gibi, yukarıda belirtilen yöntemleri de kullanabilir.

Her halukarda cayma hakkının kullanımına ilişkin ispat yükümlülüğü tüketiciye aittir. Zira, tüketici, satıcı veya sağlayıcı malı kendisinin geri alacağına dair bir teklifte bulunmadıkça, cayma hakkını kullandığına ilişkin bildirimi yönelttiği tarihten itibaren 10 (on) gün içinde malı satıcı veya sağlayıcıya ya da yetkilendirmiş olduğu kişiye geri göndermek zorundadır.

Cayma hakkı kapsamında olmayan mal ve hizmetler istisna olmak üzere, tüketici, cayma süresi içinde malı, işleyişine, teknik özelliklerine ve kullanım talimatlarına uygun bir şekilde kullandığı takdirde meydana gelen değişiklik ve bozulmalardan sorumlu değildir.

13. Yalnızca online platformlardan alışveriş yapan ve hasta insanlarla teması olmayan birinin alışveriş sonrası virüs ile enfekte olmasından e-Ticaret şirketlerinin sorumluluğu doğar mı?

Kargo görevlilerinin sosyal mesafe kuralına uyup uymadıkları bakımından bir sorumluluk doğabilir. Ayrıca yine ürünün tüketiciye ulaşana kadar geçirdiği yolculukta virüslü bir ortama maruz kalması söz konusu olmuşsa ve bu durum tespit edilebilirse satıcının sorumluluğu gündeme gelebilir. Bu gibi sorumlulukları bertaraf etmek amacıyla, tüketiciye temassız teslim seçeneği sunulmalı ve bu seçeneğin kullanılıp kullanılmadığına ilişkin veriler, kanunen öngörülen veri kayıt cihazlarında zamanaşımı sürelerine bağlı olarak tutulmalıdır.

14. Ürün teslimatı sırasında kargo şirketlerinin Covid-19 salgını sebebiyle imza ve T.C. kimlik numarası almak yerine, kimlik çipi okutma uygulaması kişisel verilerin korunması hukuku bakımından nasıl değerlendirilmeli?

Kargo şirketlerinin teslimat yaptığı kişinin bilgilerini kaydetmesi, kendi faaliyetleri açısından gerekli olduğundan, e-ticaret şirketinin gerekli aydınlatmayı yapması şartı ile çip okutma hukuki bir sorun oluşturmayacaktır. Yine aynı işlem sırasında katmanlı aydınlatma uygulaması ile kuryenin neden bu yönde bir veri işlemesi yaptığını açıklaması ve kargo şirketinin (Kişisel Verileri Koruma Kurulu, kargo şirketlerinin kendi operasyonları açısından veri sorumlusu oldukları kararını verdiğinden) asıl aydınlatma metninde de tüketiciyi yönlendirmesi – mesela sözlü olarak ne için gerektiğini açıklayıp bu veri işleme faaliyetine ilişkin detayların bulunduğu bir web adresini belirtmesi- gerekir. Çip okuma açısından asıl sorun o çip datasının içinde ad soyad kimlik numarasından farklı olarak din hanesinin olup olmadığında yatmaktadır. Eğer din hanesi çip okunduğunda kargo firmasının ekranlarına kaydoluyorsa bu verinin işlenebilmesi için açık rıza gerekir.

15. Kargo şirketlerinin Covid-19 salgını sebebiyle karşılaşabileceği sorunların e-ticarete yansıması nasıl olur?

Kargo firmalarının bu geçici dönemde üstlendiği yükün e-ticaret şirketlerinin faaliyetlerine etki edeceği yadsınamaz. Gönderi sayısını sınırlamak için firmaların belli miktarda sepet zorunluluğu getirmesinin arka planında bu durum yatmakta olabilir. Ayrıca bu noktada belirtmek gerekir ki kargo şirketleri Karayolu Taşıma Yönetmeliği madde 43 uyarınca teslimatını yapacakları ürünü teslim aldıkları günden itibaren il içi taşımalarda en geç 2 gün, yurtiçi taşımalarda en geç 3 gün, uluslararası taşımalarda ise en geç 15 gün içinde taşımak ve bu süreler içinde teslimat şekline uygun olarak alıcısına ulaştırmakla yükümlüdürler. Kargo şirketlerinin yoğunluğu neden göstererek tüketicilerin ürünleri geç teslim etmesi kabul edilebilir olmayacaktır.

Yorum yap