Ceren Türer Uykal

Sosyal Devlette Engellilerin Hakları

Av. Ceren Türer Uykal
Türer Hukuk & Danışmanlık

GİRİŞ

Sosyal devlet ilkesi, insanın, insan onuruna yakışır biçimde yaşamasını sağlayacak asgari yaşam koşullarının sağlanması, bireye tanınan hakların kağıt üzerinde kalmaması ve bunu teminen devletin bazı görevleri üstlenmesini gerektiren, dolayısıyla devletin görev alanını güvenlik, savunma ve adaletin ötesinde genişleten bir anlayıştır. Bu anlayış pek tabi bireyler arasındaki eşitlik sağlamak açısından çok önemli olsa da herhangi bir sebeple eşit olmayanlar açısından da yine devlete pozitif ayrımcılık yapma yetkisini sunmaktadır.

Çalışma konumuz, bir diğerine göre haklarını kullanma konusunda dezavantajlı grupta yer alan ve sosyal devlet ilkesi gereği lehine bir takım ayrıcalıklar sağlanması gereken engellilerin sahip olduğu hakların incelenmesidir. Bu kapsamda öncelikle sosyal devlet ilkesi ve gelişimi üzerinde kısaca durulacak, eşitlik ve pozitif ayrımcılık hakkında bilgi verilecek, bu alanda uluslararası ve ulusal çapta yapılan hukuki düzenlemelere değinilecek ve Yüksek Mahkeme kararları ışığında, uygulamada engelli bireylerin sorunları irdelenecektir.

A. SOSYAL DEVLET İLKESİ VE GELİŞİMİNE İLİŞKİN GENEL AÇIKLAMALAR

Sosyal devlet, en geniş tanımı ile devletin sosyal barışı ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla, sosyal ve ekonomik hayata aktif müdahalesini meşru gören bir devlet anlayışıdır. Bu hali ile devletin görevlerini savunma, güvenlik ve adalet hizmetlerinden ibaret sayan ve liberal devlet felsefesinden esinlenen jandarma devlet anlayışının tam tersidir.

Liberal devlet, bireysel özgürlüğü temel alan, daha az devlet daha çok özgürlük anlayışının ürünü ise de, zaman içinde zaman içinde iktisadi sömürü ve büyük eşitsizlikleri beraberinde getirmiş, hak ve özgürlükler ancak toplumda ayrıcalıklı konumda bulunanların yararlanabildikleri değerler olmuştur.[1] Özellikle 2. Dünya Savaşı’ ndan sonra toplumsal eşitsizlikler derinleşmiş, ihtiyaçlar artmış ve bu nedenle jandarma devletten koruyucu devlete geçiş süreci başlamıştır. Bu sürecin başlaması ile devletten nitelikli bir asgari yaşam sağlamak için olumlu yükümlülükleri yerine getirmesi de beklenmiş ve bu dönüşüm “refah devleti” veya “sosyal devlet” olarak nitelenerek zaman içinde anayasalaşmıştır.[2]

Bu açıklamalarla birlikte, sosyal devlet ya da refah devletinin, sınırlı devlet anlayışına serbestlik getiren, devletin görev ve yetkilerini genişleterek sosyal yönden toplumun kalkınmasını sağlayan, her yönden bir iyilik hali gözeten modern bir devlet anlayışı olduğunu söylemek mümkündür.[3]  Peki bu anlayışı gerçekleştirmeye yönelik tedbirler nelerdir? Ergun Özbudun bu yöndeki hukuki tedbir ve araçları iki grupta incelemiştir.[4]

Bu tedbirlerin ilki, herkese insan onuruna yaraşan asgari bir yaşam düzeyi sağlamaya yönelik tedbirler, yani sosyal hakların tanınması olarak açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere bu haklar devletten olumlu bir davranış, bir hizmet, bir yardım isteme imkanı tanıyan haklar olmakla pozitif statü hakları olarak gruplandırılmıştır.

Sosyal devletin gerçekleştirilmesine yönelik bir diğer tedbir ise gelir ve servet farklılıklarının azaltılmasına yöneliktir ve vergi politikları ile sosyal amaçlı kamulaştırmaları konu almaktadır.[5]

Hiç kuşkusuz sosyal devlet, engellilere yönelik de nitelikli bir asgari yaşam sağlamak konsunda gerekli tedbirleri almak, bu konuda olumlu müdahalelerde bulunmak zorundadır. Sosyal devlet anlayışının gerçekleştirilmesine yönelik bu tebdirler, çalışmamız konusu engellilerin hakları kapsamında somutlaştırılmış örnekleri ile asağıda detaylıca açıklanacağından bu kısımda yapılan genel açıklamalar ile yetininilmiştir.

B. EŞİTLİK İLKESİ VE ENGELLİLER YARARINA POZİTİF AYRIMCILIK

Çalışmamız konusu, sosyal devlette engellilerin hakları olmakla, bir diğerine göre kısıtlılığı olan kişi olarak tanımlanabilecek engellilerin haklarına geçmeden önce bir diğerine göre kısıtlılığı olması dolayısıyla eşitlik ilkesine de değinmekte fayda vardır.

Tüm insanlar, dil, din, ırk, cinsiyet, zenginlik gibi farklılıkların ötesinde, yalnızca kendi türüne özgü bazı temel niteliklere sahiptir. Eşitlik ilkesi açısından ise en temel nitelik onurdur. Tüm insanlar onur bakımından eşittir.[6] Devlet bu konudaki önlemleri almakla mükelleftir.

Eşitlik ilkesi, Anayasamızın 10. Maddesinde herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, devletin bu eşitliği sağlamakla mükellef olduğu, korunmaya daha çok ihtiyacı olanlar için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacağı şeklinde düzenlenmiştir.

Bu düzenlemeye göre korunmaya ihtiyaç duyan, dezavantajlı gruplara mensup bireylere verilen ayrıcalık sağlanabileceği ve bu durumun eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacağı kabul edilmiştir. Hukukta pozitif ayrımcılık kavramı olarak tanımlanan bu uygulama ile herkesin rahatça kullanabildiği hakları çeşitli sebepler yüzünden kullanamayan dezavantajlı grupların özel birtakım haklara sahip olmaları ile eşit olma şansını yakalayabilmeleri sağlanmıştır.[7]

Kuşkusuz dünyaya engelli birey olarak gelmenin ya da yaşamın bir döneminde geçirilen bir kaza sonucunda engelli hale gelmenin pek çok zorlukları vardır. Bu zorluklar toplum, çevre, çalışma veya ulaşım şartlarından kaynaklanabildiği gibi engelli bireylerin ailelerinden de kaynaklanabilmektedir. Doğdukları andan itibaren fiziki farklılıkları, sosyal politika uygulamaları ve düzenleme eksiklikleri dolayısıyla başkalarının yapabildiği birçok işten mahrum bırakılan engellilerin bu durumunu azaltabilmek adına bazı yasal düzenlemeler yapılmıştır.

C. ULUSLARARASI ALANDA ENGELLİLERİN HAKLARINA İLİŞKİN HUKUKİ ATILIMLAR
1. Avrupa Sosyal Şartı

Avrupa Sosyal Şartı 3 Mayıs 1996 tarihinde gözden geçirilmiştir. Söz konusu Şart Türkiye tarafından 27 Haziran 2007 tarihinde onaylanmıştır. Bu şartın ilgili hükümlerinde,

Akit Taraflar, yaşları ve özürlerinin nedenleri ve niteliği ne olursa olsun, özürlülerin toplumsal yaşamda bağımsız olma, sosyal bütünleşme ve katılma hakkını etkili bir biçimde kullanabilmelerini sağlamak amacıyla mümkün olduğunda genel plan çerçevesinde, ya da bu mümkün değilse, kamusal ya da özel uzmanlaşmış organlar aracılığıyla özürlülerin yönlendirilmesini, öğrenimini ve mesleki eğitimini sağlamak için gerekli önlemleri almayı..” demekle, yalnızca Taraflar için engelli kişiler lehine pozitif tedbirler alma imkânını öngörmemekte, aynı zamanda, Tarafları, geniş ölçüde, söz konusu tedbirleri almaya zorlamaktadır.

2. Birleşmiş Millletler Sakat Hakları Bildirisi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun insan Hakları Evrensel Bildirisinin devamında yer alan 9 Aralık 1975 tarihli Sakat Hakları Bildirisi, sakat kişilerin topluma üretken bireyler olarak katılmaları konusunda olduğu kadar, toplumun sakatlara karşı yükümlülüklerini de saptamaktır.

Bu bildiride sakat kişi, kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendisine yapması gereken işleri (bedensel ya da sonradan olma) herhangi bir noksanlık sonucu yapamayan olarak tanımlanmıştır.

Bildiride sakat kişinin onuruna saygı gösterilmesinin en doğal hakkı olduğu, sakat olmayanlar ile aynı medeni ve siyasi haklara sahip oldukları, sakat kişilerin her türlü istismardan, ayırımcı, kötüye kullanılabilir ve haysiyet kırıcı yasa ve davranışlardan korunması gerektiği açıklamalarına yer verilmiştir. Bu düzenlemeler, sosyal devletin insan onuruna yakışır bir hayat standardı sağlama görevine doğrudan işaret etmesi nedeni ile de önem arzetmektedir.

3. Engellilerin Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi

Türkiye, Sözleşme’yi 30 Mart 2007 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanması 3 Aralık 2008 tarih ve 5825 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur. Sözleşme’nin onayına ilişkin 27 Mayıs 2009 tarih ve 2009/15137 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ve resmi Türkçe çeviri, 14 Temmuz 2009 tarih ve 27288 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 28 Eylül 2009 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiş ve Sözleşme Türkiye bakımından, 28 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye’nin Sözleşme’ye ilişkin bir çekince veya beyanı söz konusu değildir.

Bu sözleşmenin amacı engellilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını teşvik ve temin etmek ve insanlık onurlarına saygıyı güçlendirmek olarak açıklanmıştır.

Sözleşmenin dayandığı ilkeler, engellilerin kendi seçimlerini yapma özgürlükleri ve bağımsızlıklarını da kapsayacak şekilde, kişilerin insanlık onuru ve bireysel özerkliklerine saygı gösterilmesi, ayrımcılık yapılmaması, engellilerin topluma tam ve etkin katılımlarının sağlanması, farklılıklara saygı gösterilmesi ve engellilerin insan çeşitliliğinin ve insanlığın bir parçası olarak kabul edilmesi, fırsat eşitliği, kadın erkek eşitliği, erişilebilirlik, engelli çocukların gelişim kapasitesine ve kendi kimliklerini koruyabilme haklarına saygı duyulması olarak belirtilmiş ve bu yönde taraf devletlere yükümler yüklenmiştir.

4. Sakatlar İçin Fırsat Eşitliği Konusunda Standart Kurallar
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Aralık 1993 tarihinde yapılan 48. toplantısında 48/96 sayılı kararla kabul edilen bu kurallar engellilerin topluma eşit katılımları için bazı ön koşullardan söz etmektedir. Bunlar bilinçlendirme, tıbbi bakım, rehabilitasyon ve yardım hizmetleridir.

Engellilerin topluma kazandırılmalarının önündeki en ciddi sorunlardan birisi, içinden geldikleri sosyo-ekonomik kesimin bir bütün olarak yaşadığı yoksulluk sorunu ve gelir dağılımı sorunudur. Dolayısıyla bu yönde üye devletlerin uyması gereken kurallar ve alması gereken tedbirler belirtilmiştir.[8]

D. TÜRK HUKUKUNDA ENGELLİ HAKLARI

Engelli bireylerin gerek kişisel gerekse sosyal ihtiyaçlarını karşılamada, engelli olmayanlara göre çok daha büyük sorunlar yaşayacağının izaha ihtiyacı yoktur. Bu nedenle, benimsenen sosyal devlet ilkesi gereğince sosyal adaleti sağlamak adına iç hukukumuzda da engelliler yararına bazı hukuki düzenlemeler yapılmıştır.

Anayasamızda engelliler lehine birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Şöyle ki;

m.42/8 – Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

m.49 – Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.

m.50/2 – Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.

m.70 – Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiç bir ayırım gözetilemez.

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ile engellilerin temel hak ve özgürlüklerden faydalanmasını teşvik ve temin ederek ve doğuştan sahip oldukları onura saygıyı güçlendirerek toplumsal hayata diğer bireylerle eşit koşullarda tam ve etkin katılımlarının sağlanması ve engelliliği önleyici tedbirlerin alınması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını sağlamak amaçlanmış, bu kanun ile engelliler ve aileleleri ile engellilere yönelik hizmetler sunan kurum ve kuruluşlarını kapsayan düzenlemelere gidilmiştir. Bu düzenlemlerden bazıları şu şekildedir:

              • Özel ve kamu toplu taşıma sistemleri ile sürücü koltuğu hariç dokuz veya daha fazla koltuğu bulunan özel ve kamu toplu taşıma araçlarının engellilerin erişebilirliğine uygun olması zorunludur.
              • Çalışan veya iş başvurusunda bulunan engellilerin karşılaşabileceği engel ve güçlükleri ortadan kaldırmaya yönelik istihdam süreçlerindeki önlemlerin alınması ve engellilerin çalıştığı iş yerlerinde makul düzenlemelerin, bu konuda görev, yetki ve sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlar ile işverenler tarafından yapılması zorunludur.
              • Engellilerin diğer bireylerle eşit koşullarda bağımsız olarak toplum içinde yaşamaları esas olup, özel bir yaşama düzenine zorlanamazlar.
              • Doğrudan ve dolaylı ayrımcılık dâhil olmak üzere engelliliğe dayalı her türlü ayrımcılık yasaktır.

T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ nın internet sitesinden alınan bilgilere göre farklı mevzuat ve düzenlemelerde, engellilere tanınan haklar şu şekildedir:

              • 2022 Aylık Hakkı (Ekonomik yoksunluk içinde bulunan; 18 yaşından büyük engelli bireyler ve kanunen bakmakla yükümlü olduğu 18 yaşını tamamlamamış engelli yakını bulunan Türk Vatandaşlarına aylık bağlanmaktadır. Üç aylık olarak ödenen bir aylıktır. Engel oranına göre aylığın miktarı değişmektedir.)
              • Gelir Vergisi İndirimi
              • Emlak Vergisi İndirimi
              • Özel Tüketim Vergisi İndirimi (ÖTV)
              • Gümrük Vergisi İndirimi
              • Tıbbi, Medikal Ve Eğitim Araç Gereçleri İçin KDV İndirimi
              • SHÇEK Evde Bakım Aylığı
              • EKPSS/Kura ile Atama Hakkı
              • Engelli İş Kurma Projeleri
              • Korumalı İşyeri Projeleri
              • Engelli Kimlik Kartı Hakkı
              • Engelli Park Yeri Kullanım Kartı
              • Ulaşım İndirimleri Hakkı
              • Muhtaç Aylığı (Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından)
              • Elektrik, Su, Doğalgaz ve Gsm tarife indirimleri (Kurum İnisiyatifi Dahilinde)
              • Engelliler için AÖF Harç İndirimi Hakkı
              • Müze ve Ören Yerleri İndirim Hakkı
              • Rehabilitasyon Merkezlerinden Yararlanma Hakkı
              • ve Diğer İndirimler ve Haklar
Daha çok yararlanma ve indirim şeklinde engelliler çin pozitif ayrımcılık niteliğindeki bu haklardan bazıları da engellilerin bakım ve istihdamını teşvik amacı ile engelli yakını ya da işverenlerine tanınmıştır.

Örneğin, 4857 s. İş Kanunu 30. Maddesinde,

İşverenler, elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör işyerlerinde yüzde üç engelli, kamu işyerlerinde ise yüzde dört engelli …… meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlüdürler. ….

Özel sektör işverenlerince bu madde kapsamında çalıştırılan 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa tabi engelli sigortalılar ile 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinde belirtilen korumalı işyerlerinde çalıştırılan engelli sigortalıların, aynı Kanunun 72 nci ve 73 üncü maddelerinde sayılan ve 78 inci maddesiyle belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan sigorta primine ait işveren hisselerinin tamamı, kontenjan fazlası engelli çalıştıran, yükümlü olmadıkları halde engelli çalıştıran işverenlerin bu şekilde çalıştırdıkları her bir engelli için prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan sigorta primine ait işveren hisselerinin tamamı Hazinece karşılanır.

Bu maddeye aykırılık hallerinde 101 inci madde uyarınca tahsil edilecek cezalar, engellilerin ve eski hükümlülerin kendi işini kurmaları, engellinin iş bulmasını sağlayacak destek teknolojileri, engellinin işe yerleştirilmesi, işe ve işyerine uyumunun sağlanması ve bu gibi projelerde kullanılır….”

Demekle, hem engelli istihdamını, belli işverenler için zorunlu kılmış, hem de istihdamı teşvik açısından engelli çalıştıranlara bir takım kolaylıklar sağlanmıştır.

Yine bu anlayış kapsamında pozitif ayrımcılık için, işe uygun insan bulmanın yanında iş yerini de insana uydurma prensibi benimsenmiştir.

Bu ve benzeri düzenlemelerin, engellilere sağlanan hakların kağıt üzerinde kalmaması adına önemli olduğu kanatindeyiz.

Sağlanan hakların yanında, bu hakların düzenlendiği mevzuatlarda, lafız yönünden de zaman içinde bir takım değişikliklere gidilmiştir. Bu konudaki en kapsamlı düzenleme 25.04.2013 tarihli Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik Ibarelerin Değiştirilmesi Amaciyla Bazi Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapilmasina Dair Kanun ile getirilmiştir. Bu kanunda değiştirilen bir kısım ibare şu şekildedir:

              • 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanununun 67. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “çürüklerin” ve “çürüklükleri” ibareleri sırasıyla “askerliğe elverişli olmayanların” ve “askerliğe elverişli olmama” olarak,
              • 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 25. maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (9) numaralı bentlerinde yer alan “sakatlık” ibareleri “engellilik” olarak,
              • 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununun 4. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “Özürlüler İdaresi Başkanlığı”, “özürlülere”, “Başkanlığın”, “Başbakanlığa bağlı Özürlüler İdaresi Başkanlığı” ibareleri sırasıyla “Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü”, “engellilere”, “anılan Genel Müdürlüğün”, “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olarak değiştirilmiştir.
E. YARGI KARARLARI IŞIĞINDA ENGELLİ BİREYLERİN HAKLARININ İNCELENMESİ
AİHM, ÇAM / TÜRKİYE DAVASI 51500/08 STRAZBURG 23 ŞUBAT 2016

Görme engelli başvuran, 2004-2005 eğitim yılında, çeşitli kademlerden geçerek İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’ na kayıt hakkını kazanmıştır. Kayıt için okulun istediği sağlık kurulu raporunda başvuranın, Konservatuar’da görme yetisi gerektirmeyen bölümlerde eğitim ve öğretim alabileceği bildirilmiştir. Konservatuar Müdürlüğü tarafından, Konservatuar’daki yedi bölümün görmeyi gerektirmeyen bölümler olmadığı hususu dikkate alınarak ve dolayısıyla, ilgilinin söz konusu Konservatuar’da eğitim ve öğretim görmeye elverişli olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla Başhekim’den yeni bir sağlık raporu düzenlenmesi talep edilmiştir. Konservatuar, başvurucunun kayıt talebini reddetmiştir.

Talebi reddedilen başvurucu, ebeveynleri vasıtası ile kararın iptali yönünde dava açmış, ilgilinin yalnızca görme engelli olması nedeniyle Konservatuar’a kaydının yapılmadığını ve bu durumun hukuka ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Daha önce aynı okuldan mezun olan görme engelli kişişlerin isimlerini de bildirmiştir.

İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü, başvuran tarafından sunulan sağlık raporunda, ilgilinin, görmeyi gerektirmeyen Konservatuar bölümlerinde öğrenim görebileceği belirtilmiş olsa bile, Konservatuar’da bu tür bir bölümün bulunmadığını ifade etmiştir. Son olarak, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü, uygun donanımın ve gerekli uzmanlığa sahip öğretmen bulunmaması nedeniyle, Konservatuar’ın, ne görme engelli öğrencilere ne de, engelin niteliği ne şekilde olursa olsun, engeli bulunan diğer kişilere eğitim sunabilecek durumda olmadığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü, 1976 yılında eğitim öğretim faaliyetlerine başladığında, görme engelli öğrencilere eğitim vermek için girişimde bulunmak istediklerini; ancak Braille alfabesini bilen öğretmenlerin bulunmaması nedeniyle, bu yönde bir girişimde bulunmaktan vazgeçtiklerini ifade etmiştir.

Bu şekilde tüm iç hukuk yollarını tüketen başvurucunun talebi AİHM tarafından şu şekilde değerlendirilmiştir.

Mahkeme, her gencin kendisine özgü pedagojik/eğitim ihtiyaçları olduğunu ve engelli olan gençler için de bu durumun geçerli olduğunu göz ardı etmemektedir. Mahkeme, eğitim alanında, makul düzenlemelerin, okullara mimari yönden erişilebilirlik, öğretmenlerin formasyon görmesi ve uygun müfredatların veya donanımın uyarlanması bakımından, gerek maddi gerekse maddi olmayan, eğitsel veya örgütsel olan farklı şekiller alabileceğini kabul etmektedir. Bu nedenle, Mahkeme, engelli olan gençlerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için uygulanması gereken yöntemleri belirlemenin kendi görevi olmadığını vurgulamaktadır. Nitekim, ulusal makamlar, ülkelerindeki dinamik kuvvetler ile doğrudan ve sürekli temas halinde olmaları nedeniyle, bu bağlamdaki yerel ihtiyaçlar ve söz konusu durum hakkında karar vermek için ilke olarak uluslararası yargıca nazaran daha iyi konumdadırlar.

Bununla birlikte Mahkeme, devletlerin seçimlerinin özel ve hassas bir durumda oldukları göz ardı edilemeyen engelli gençler üzerindeki etkilerini dikkate alarak, devletlerin bu alandaki seçimlerinde özen göstermelerinin önem arz ettiği kanısındadır.

Dolayısıyla Mahkeme, engele dayalı ayrımcılığın makul düzenlemelerin yapılmamasını da kapsadığı kanısına varmaktadır. Bu kapsamda Mahkeme, görme engelli gençlerin de eğitim görebilmesi amacıyla Konservatuar’ın 1976 yılından bu yana, sunduğu eğitimde uyarlamalarda bulunmak için herhangi bir girişimde bulunmadığını tespit etmektedir.

Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, başvuranın Konservatuar’a kaydının yapılmamasının, yalnızca görme engelli olduğu durumuna dayandığını ve ulusal makamların makul düzenlemeler yapılmasının söz konusu kurum bünyesinde belki de ilgiliye eğitim görme imkânı sağlanabileceğini hiç bir zaman düşünmediklerini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, yalnızca görme engelli olması nedeniyle, objektif ve makul bir gerekçe sunulmaksızın, söz konusu Konservatuar’ın Müzik Bölümünde eğitim görme imkânının başvurana tanınmadığı kanısındadır. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. Maddesi (Eğitim Hakkı) ile birlikte Sözleşme’nin 14. Maddesinin (Ayrımcılık Yasağı) ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.

T.C. DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU E. 2008/2220 K. 2012/2239 T. 21.11.2012

Dava; görme engelli olan davacının Anadolu Öğretmen Liselerine başvuru koşulunu taşımadığına ilişkin Görme Engelliler İlköğretim Okulu Müdürlüğü’nün işlemi ile işlemin dayanağı Milli Eğitim Bakanlığı Anadolu Öğretmen Liseleri Yönetmeliği’nin 9. maddesinin (f) bendinde yer alan “körlük ve şaşılık” ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa ve yasal mevzuat ile Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme uyarınca, hiç bir gerekçeyle engellilerin eğitim alması engellenemeyeceği gibi, engelli çocuklara, gençlere ve yetişkinlere, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, bütünleştirilmiş ortamlarda ve engelli olmayanlarla eşit eğitim imkânı sağlanması gerektiği; yükseköğretim kurumlarına öğrenci seçme ve yerleştirme sistemimizde Anadolu öğretmen liselerinden mezun olan öğrenciler yükseköğretim programı olarak öğretmenlik bölümleri dışındaki bölümleri seçme hakkına sahip olduğu gibi, diğer ortaöğretim kurumlarından mezun olanların da öğretmenlik bölümlerini seçebilme hakkına sahip olduğu, diğer ortaöğretim kurumlarında eğitim gören engelli bir öğrenci öğretmenlik bölümlerini seçebilme imkanına sahip olurken, davalı idarece dava konusu Yönetmelik hükmü ile engelli öğrencilerin Anadolu öğretmen liselerinde eğitim görme hakkının, engellilerin öğretmen olamayacaklarından bahisle engellendiği, davalı idare tarafından, engellilerin, öğretmenlik mesleğine has bazı niteliklere sahip olmadığı için öğretmen olamayacakları belirtilmişse de, bu saptamanın, engellilere yönelik açık bir ayrımcılık niteliğinde olduğu, öğretmenlik branşları dikkate alınmaksızın ve somut dayanaklar olmaksızın yapıldığı ve bu nedenle hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

T. C. DANIŞTAY 8. DAİRE E. 2007/6457 T. 12.12.2007

Dava, davalı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılan ve engelli vatandaşların eğitim giderlerinin bakanlıkça karşılanması konusunda zihinsel ve bedensel engelli şeklinde ayırım yapan tebliğin, bedensel engelliler yönünden 18 yaş sınırı getiren kısmının hukuka aykırılığı iddiasıyla iptali istemine ilişkindir.

Dava konusu tebliğ ile engelli vatandaşların arasında Medeni Kanun’da yer alan erginlik tanımı temel alınarak eğitim giderlerinin bakanlıkça karşılanması konusunda zihinsel ve bedensel engelli şeklinde bir ayrım yapılmıştır.

Yasal düzenlemeler ve Anayasa hükümleri karşısında engellilerin özel eğitiminin giderlerinin karşılanmasında temel alınması gereken kıstas kişinin engelli olup olmadığı hususudur. Engelli bir kişinin, Medeni Yasaya göre ergin sayılması onun engelli olduğu gerçeğini değiştirmediği gibi, toplum yaşamına daha aktif bir şekilde katılımı için özel bir eğitime duyduğu gereksinimini de ortadan kaldırmamaktadır. Aksi düşünceyle zihinsel engelli olmayan ve onsekiz yaşından büyük olduğu için Medeni Kanun gereği ergin sayılan bedensel engelli vatandaşların yasada öngörülen ekonomik imkandan yararlanmaması gibi bir sonuç ortaya çıkacak ve bu uygulama hem yasanın amacıyla bağdaşmayacak hem de vatandaşların temel hakları önündeki sosyal ve ekonomik engelleri kaldırmakla görevli sosyal devlet anlayışı ve ilkesine ters düşecektir. Ayrıca bu durum, karşılaşılan zorluklar ve sosyal hayata katılım açısından aynı koşullara sahip olan engelli vatandaşlar arasında, anayasal eşitlik ilkesine açıkça aykırılık teşkil edecektir.

5378 Sayılı Kanunda tanım yapılırken, zihinsel ve bedensel engelli şeklinde bir ayırım yapılmamıştır. Sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin idari yapısını oluşturan kurumların tüm eylem ve işlemlerinde sosyal devlet ilkesini gözetmesi gerekir. Anılan ilke uyarınca hiç bir ayırım gözetmeden tüm vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini hukuk devleti ile bağdaşmayacak şekilde sınırlayan engellerin kaldırılması gerekir. Açıklanan nedenlerle bedensel engellilerin özel eğitim giderlerinin bakanlıkça karşılanması konusunda yaş sınırı getiren tebliğ hukuka aykırıdır.

F. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Sosyal devlet ilkesi, bireye insan onuruna yaraşan asgari bir yaşam standardının sağlanması konusunda devlete yükümler yükleyen, bu anlamda devletin yetki ve sorumluluklarını güvenlik, savunma ve adalet dışında sosyal alana pozitif anlamda etki etmesi amacı ile genişleten bir anlayıştır. Aksi durumda bireye sağlanan haklar kağıt üzerinde ve işlevsiz kalmaktadır.

Kuşkusuz, sosyal devlet ilkesi ile bireyler arasındaki eşitliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ancak mutlak eşitlik her zaman adaleti sağlamayacağından, bireyler arasında doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan nedenlerle daha dezavantajlı durumda olanlar lehine pozitif ayrımcılık yapılması sosyal devlet ilkesinin gereğidir ve Anayasamızda da yasal zeminini bulmuştur.

Engelli doğanların ya da sonradan herhangi bir nedenle engelli hale gelen bireylerin, haklarını sosyalleşmede, iş bulmada bir çok sorun yaşayan engellilerin, aileleri tarafından sırf engelli olduğu için tekedildiğine dahi şahit olmaktayız. Devletin, bu alana olumlu müdahalesi ile engelli olmayanlar ile engelliler arasında fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik tedbirler alması gereği sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir.

Uluslararası alanda bu konuya yönelik bir çok çalışma yapılmış, yasal bir zemin ile sosyal farkındalık yaratmak adına önemli adımlar atılmıştır. Bununla birlikte Anayasamızın 10. Maddesinde 2010 yılında yapılan değişiklik ile engelliler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceği hususu eklenmiş ve devletin bu alandaki pozitif ayrımcılığı bir görev olarak somutlaşmıştır. Yine bir çok kanun ile engellilerin eğitim ve sağlık hakkını kullanması konularında ayrıcalıklı düzenlemeler yapılmış, vergisel konularda indirime gidilmiş, engellilerin iş kurması, çalışma hayatına katılmaları anlamında engelliler ile birlikte işverenlere de bir çok kolaylık sağlanmış ve engelli istihdamının önü açılmıştır.

Devletin bu alandaki etkinliği anayasa gereği mali kaynakları ölçüsü ile sınırlıdır. Ancak bilinmelidir ki tüm insanlar onur bakımından eşittir. Bu eşitliği sağlamak, devletin asli görevleri arasında yer almalıdır. Devlet, soyut düzenlemelerin ötesinde, sağlanan ayrıcalıklardan engellilerin faydalanmasını teminen öncelikle bu hak ve ayrıcalıklardan engellilerin haberdar olmasını sağlamak zorundadır.

Kaynakça ve Dipnotlar

GÖZLER Kemal, Anayasa Hukukuna Giriş, 14. Baskı, Bursa 2009

KABOĞLU İbrahim Ö., Anayasa Hukuku Dersleri, Güncellenmiş ve Genişletilmiş 4. Baskı, İstanbul 2009

ÖZBUDUN Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yedinci Baskı, Ankara 2002

UYGUN Oktay, Kamu Hukuku İncelemeleri, İstanbul 2011

KURŞUN Arzu – RAKICI Cemil,  “Sosyal Refah Devletinin Tarihi Süreci Ve Günümüz Bazı Refah Devletlerinin Değerlendirilmesi”, Uluslararası Ekonomi ve Yenilik Dergisi, Cilt 2, Sayı 2, s.135-156 (http://dergipark.gov.tr/ueyd/issue/25596/270040 adresinden 16.12.2017 tarihinde ulaşılmıştır.)

ÜNLÜ Tuğba, “Eşitlik Ilkesi Ve Pozitif Ayrimcilik” Yüksek Lisans Tezi (http://studylibtr.com/doc/3599340/e%C5%9Fitlik-ilkesi-ve-pozitif-yr%C4%B1mc%C4%B1l%C4%B1k—sel%C3%A7uk-%C3%BCniversites…Adresinden 16.12.2017 tarihinde ulaşılmıştır.)

[1] KABOĞLU, s.97

[2] KABOĞLU, s.98

[3] KURŞUN – RAKICI, s.136

[4] ÖZBUDUN, s.126-130

[5] GÖZLER, s.207

[6] UYGUN, s.46

[7] ÜNLÜ, s.21

[8] ÜNLÜ, s.26

Yorum yap